Oğuzhan Murat Öztürk – Kayıtlar

0
1862

13. Kayıt

İtiraf ederim ki Corona Günlükleri yazılarımı tek oturuşta yazmıyorum. Dosya içinde ayrı ayrı sayfalar oluşturuyorum. Aklıma bir şey geldikçe not ediyorum. Bu yaptığım bana bitirdiğim yazının üzerine bir başka notu kaydetmeme mal oldu. İşin tuhaf tarafı birkaç ayrıntı dışında ne yazdığımı hatırlamıyorum bile.

Sanırım önümüzdeki ay alacağım maaşla bir kütüphane siparişi vereceğimle alakalı bir bölüm vardı. Salona yapacağımız kütüphanenin hem babamın hem benim için oyalayıcı, hoş bir uğraş olacağını not etmiştim.

Bir de Göktürk Ömer Çakır’a bir parantez açtığımı hatırlıyorum. Bu ele avuca sığmaz adamın ani durulmasına değinmiştim. Göktürk son dönemde yalnızca kilo vererek görüntüsünü değiştirmedi aynı zamanda hal ve tavırlarına müthiş bir oturaklılık ve vakar da hâkim olmaya başladı. Muzipliği sabit; mânâsızca yapılmış bir hata, değerlendireceği belden aşağı bir pas atılırsa sizi yine ananızdan doğduğunuza pişman edebilir. Ancak muzipliğin, hazırcevaplığın üzerine cuk oturduğu bu ilginç adama ağırbaşlılık da bir hayli yakışmış görünüyor. Bir başka değişiklik de müthiş bilgi birikimine rağmen umuma karşı konuşmakta sıkıntılar yaşayan Göktürk’ün bu konudaki sıkıntılarını aşmış olması. Canlı yayınlarda son derece rahat ve kendinden emin.

Sultan Aziz yazısını bitiremedim. Gece biraz daha denerim. Üzerimde büyük bir gerginlik mevcut. Neden böyle müvesvis bir adam oldum. Yüzümü güldüren tek bir ayrıntı yok. Doğan her gün bir öncekinin tekrarı gibi. Ayın kaçıncı hangi günündeyiz bu bile manasını yitirmeye başladı. Yarın belki de üzerime yapışmaya başlamış eşofmanlarımı çıkartır dışarıya çıkacakmış gibi giyinirim. Saçlarımı kendi kendime kazımak iyi fikir olabilir mi? Sanmıyorum. Veysel Gökberk Manga’nın beni artık sevmediği evhamını yenebilir miyim? Sanıyorum yenebilirim. Sevmiyor ama artık sevmiyor, bu kesin. Şaka bir yana son Ankara ziyaretimde o tonton suratlı sevimli adamı göremedim ve özledim. Niye sevmiyor artık yahu. Hay Allah. 😊

Devletin maske dağıtması güzel bir adım. 5 adet sipariş verdim. Hiçbir şey olmasa da psikolojik olarak bizimkileri rahatlatacaktır.

Günlüğü yazarken 500 okur hedeflemiştim bu hedefi yakalamak üzereyim. Yakalayınca artık yazmasam mı?

12. Kayıt

March Bloch yüzyılın en önemli tarihçilerinden biri. Tarihçiliğin ciddi bir disiplin haline gelmesinde Febvre ile birlikte kurdukları Annales Okulu’nun büyük katkısı olduğu hemen herkesin ittifak ettiği bir konu. Dilimize de çevrilen Tarih Savunusu adlı eserinde Bloch tarihçiyi “Tarihçi, görüşlerin, en baştan başlayarak sıradan sıraya nakledildiği bir yürüyüş kolunun en sonunda gibidir” diyerek tarif ettikten sonra sözlerine şu şekilde devam etmişti:

“Burası, güvenilir bilgi alma açısından en iyi yer değildir. Ben bir zamanlar bir gece devriye sırasında yürüyüş kolu boyunca “Dikkat solda [top mermisi] çukurları var!” bağırışının önden arkaya aktarıldığına tanık olmuştum. Sıranın sonundaki “Sola gidin diye anladı” o tarafa doğru adım attı ve çukura düştü.”

Yaşadığımız meşum süreç boyunca Bloch’un bahsettiği sıranın sonundaki bütün adamların birbirini nesh eden birbiriyle taban tabana zıt sayısız açıklamalarına şahit oluyoruz.

Bu saçma bir durum zira bir sanat eserinin yahut bir filmin farklı perspektiflerden eleştirilmesi gibi bir durumdan bahsetmiyoruz. Ortada insan hayatının söz konusu olduğu vahim bir durum var. Ve milyonlarca tapınıcısı olan modern bilim bize hâlâ maske işe yarıyor mu yaramıyor mu bunu açıklayamıyor.

Önce maskenin sadece hastanın takması durumunda koruyucu bir işlevi olacağı söylendi. Sonra bu durumda dahi bir işe yaramadığı vurgusu yapıldı. Şu an devletçe maskesiz sokağa çıkma yasağı kararının alındığı bir sürece gelindi. Yahu bu pandemi meselesi insanlık tarihinde ilk kez mi karşımıza çıktı da bu kadar çuvalladınız kardeşim! Daha maske işe yarıyor mu ona bile yeni karar verdiniz. Ki bence bu karar psikolojik bir amaçla alınmış bir karar. Geçelim.

Bu hastalığın yok edilme şansının olmadığı açık. Önümüzde iki senaryo var. Ya herkese bulaşarak uysallaşıp zararsız bir hastalık haline gelecek ya da hepimizi kırıp dökecek. Umut müspet bir mutasyonla insanla uyumlu hale gelmesi. Öbür ihtimal yeni bir kıyamet senaryosu demek çünkü.

Yarın Sultan Abdülaziz yazımı yazmaya çalışayım. Bugün belki 10 cümle anca yazmışımdır. Hayatımda vaktin bu kadar bol icraatın bu kadar az olduğu bir başka dönem hatırlamıyorum. Bir yandan saatlerin böylesine su gibi akıp gitmesi iyi bir şeyse de bu verimsizlik canımı sıkıyor.

Bugün Ayarsız sohbetlerinin en keyiflilerinden biri yaşandı. Tiryaki tam bir sahne adamı aslında. Kaderin cilvesi sahneye çıkmayı bırakın sahnenin arkasında bile görünmüyor.

Çok gerginim, çok alınganım ayrıca çok da vehimliyim. Kafamda kurdukça kuruyorum. Sonra da bu kurduklarımı yine kendim izale etmeye çalışıyorum.

Korkarım sokağa çıkabilsek de artık normal olamayacağız…

11. Kayıt

Evvelden salgın gibi afetlerle ecdadımız nasıl mücadele etmiş diye biraz kitap karıştırınca kanımca en büyük kültür tarihçimiz olan Reşad Ekrem Koçu’nun satırlarıyla karşılaştım. Koçu, 1812 yılı veba salgınında her kapından çıkan cenaze sayısının 50-60 ila 300 arasında değiştiğini buna şehir içinde gömülenlerin dahil edilmediğini ifade ediyor.

Normalde kadın cenaze namazlarına iştirak etmeyen padişahların ulemanın “hastalığın define sebeptir” ricası üzerine aynı dönemde Sultan Mahmud’un kadın cenazelerine katıldığını ifade eden Koçu’nun dönemin gümrük emininin ilmühaberine dayandırdığı habere göre salgın esnasında günlük ölüm sayıları 850-900 gibi yüksek rakamlara ulaşmışken Ramazan ayının gelmesiyle ölü sayısı 1200’lere çıkmış. Ramazan Bayramı’nda ise bayramlaşma münasebetiyle Koçu’nun tabiriyle “halkın birbiriyle ihtilatı arttığından” ölümler 3000 gibi çok yüksek sayılara ulaşmış. Önümüzde mübarek Ramazan var ve tarihimizde de bununla alakalı menfi örnekler bulunduğu görülüyor. Koçu söz konusu Ramazan’da geceleri bekçilerin davul çalmasının, mâni okunmasının ve kahvehanelerde, tavla dama, satranç ve benzeri oyunlar oynanmasının ve meddahların hikâye anlatmasının yasaklandığını ifade ediyor.

Hastalıklarla alakalı Nikiforuk’un Mahşerin Dördüncü Atlısı, Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi kitabını almıştım. Göktürk çarpmıştı. Yine aldım. Yarın göz atmayı düşünüyorum. Kayda değer bir şey bulursam yazarım.

Bu sosyal mesafe ile alakalı sağlık bakanını eleştiren paylaşımlar görüyorum. Neymiş kendisine bir şey söyleyen görevliye “Fazla yaklaşma” demiş e demese “bize sosyal mesafe diyorsun kendin neden uymuyorsun” diyecektiniz.

Sosyal mesafe denilince Koçu’nun kitabına çok benzeyen, Koçu’nun kitabından çok sayıda -belirtilmeden- alıntı yapılmış ve aynı zamanda tuhaf bir şekilde Koçu’ya ithaf edilmiş bir kitaptan Sabri Kaliç’in Tarihimizdeki Garip Olaylar adlı kitabından ilginç bir sosyal mesafe vakası anlatalım.

Kaliç’in “Dünyanın İşine Bak” başlığıyla verdiği vakaya göre Çelebi Müfti adındaki şeylülislamda ölüm ve hastalık korkusu o kadar fazlaymış ki bu zat hiç kimsenin cenazesine, hasta ziyaretine gitmez, hatta yanında ölümden yahut hastalıktan bahsedilmesine bile tahammül göstermezmiş.

Ne olmuşsa olmuş bir gün bu zatın hizmetçilerinden birisi hastalanıp ölüvermiş. Çelebi Müfti hemen bir ustabaşı çağırtıp hizmetçinin öldüğü odanın kapısını ördürmüş bahçe tarafından da duvara delik açtırıp mevtayı oradan aldırmış.

Ama kaderin cilvesi bu sosyal mesafeye dikkat abidesi şeyhülislamın kendisi de veba illetine yakalanarak vefat etmiş…

Ölümler, hastalıklar, virüs, salgın, maske, gibi kelimeler daha ne kadar gündemimiz meşgul edecek? Bilmiyorum. Hiçbirimiz hiçbir şey bilmiyoruz aslında. Yarın bu bilememe garabetiyle alakalı bir şeyler karalamak şart oldu…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin