Mustafa Oğuz Bayat – Kayıtlar

1
700

18. Kayıt

Naber Sevgili Günlük?

Cevap veremeyeceğini bilecek kadar aklım başımda çok şükür. Şöyle bir düşünüyorum aslında kendimize her ne kadar deli desek de aklımız başımızda. Delirmiş velileriz demiştim bir zaman, o hesap. Enaniyet mi? Hadi hayırlısı 🙂

Konuşuruz, yazarız, okuruz, güleriz, güldürürüz de ne olursa olsun muhatabımız bellidir. Elma mı toplayacağız? Dalı incitmeden. Akrep mi öldüreceğiz? Karıncaya vurmadan. Su mu içeceğiz? Bulandırmadan. Bulandıracak mıyız? Kaynak kokmuş diyerek, koktuğu için. Çirkin savaşacak olsak mesela borusu paslı, zehir akıtan çeşmenin duvarcısına kulp takarız yanlış örmüş diye, düz olmasına rağmen. Velhasıl çirkin savaşacak olsak silahımız çok, duvarcının işinden hariç yediği çok naneler biliriz. Biliriz de bizim derdimiz paslı borudan akan kirli su, irinden çirkin.

Bir de bizden beter bizim amacımızı amaç edinenler vardır, rahatları yerinde. Onlar duvarcıya vurmazlar ama taşa da vururlar mesela ama sadece bizim odunluktaki balyozumuzdan ses gelir.

Yaşım otuz günlük eğer ilerde yamulacaksam, hamura dönmeden omurum Tanrı alsın canımı. Yaşım otuz günlük, bugün su kirli. Temizlenmeden temiz diyeceksem “t” harfi çıkmadan alsın Tanrı canımı.

17. Kayıt

Sevgili Gü…

Sıcak…

Aşırı…

Allah’ım!

Çok sıcak Günlük ama nasıl biliyor musun? Böyle donun kıçına yapışırdı ya eskiden, şimdi maske de yüzüne yapışıyor. Alttan ve üstten bir sıkıştırma söz konusu. Ramazanın verdiği yetki ile boğazlarımızdaki kuruluk Sahra misali bir hâl alırken, bu sıcaklık güneşi küçük dile yapıştırıyor resmen. Başta şiddetli bir ağrı, yer yer düşünme yetisini kaybediyoruz. Yapılacak işleri yapıp yapmadığımı hatırlamıyorum bazen. Vücut hep halsiz.

Bizim şehirde vaka sayısı artış gösterirken, karantinaya alınan mahalleler artarken sokağa çıkma yasağının buraya uğramamasına ve genel vaka sayısındaki düşüşe hayret ediyorum. İşe gidenlerin sayısı artmışken, otobüslerin hala az olması toplu taşımaları sardalya konservelerine dönüştürdü. Ha Allah var önlem olarak havalandırma ve klimaları çalıştırmıyorlar artık. Otobüsler küçük cehennemler olarak seyre devam ediyor. Bizler de durakta bu cehennemler gelse de işimize/evimize yetişsek diye dua ediyoruz. 20 sene yaşadığım bu şehir hiç bu kadar distopik gelmemişti.

Orman yangınlarından çok korkuyorum, bugün bir helikopter su taşıyordu yanan bir mevkiye. Hava dumanlıydı, bir de nem eklenince resmen kıyamet senaryolu filmlere benzedi sokaklar, bir de maskeli insanlar olunca… On insandan yalnız biri düzgün takıyor maskesini. Çoğunun burnu dışarda ya da maske çenenin altında, sıyrılmış.

Velhasıl sıcağın virüs üzerine etkisini düşünerek, kendimi olumlu olmaya sevk ediyorum. Anasını mikecek diyorum virüsün, ağzını burnunu kıracak, öldürmese de yoracak. Arefeyi göster ona sıcak, bayramı ettirme!

16. Kayıt

Evet Sevgili Günlük, yine seni ihmallerdeyim, ihmallere hala devam etmekteyim. Tatsız, kötü, berbat anlar yaşadık. Tek güzel şey Mercan’ın dönüşü oldu diyebilirim. Sevdiklerimizin, can bildiklerimizin yanında olamadık Günlük, senin yanında olmamak bunun yanında hiçbir şey.

Bleda’nın babası ile babam aynı ruhu taşıyan iki beden sanki, o neslin ruhu hep aynı da binlere bölünmüş sanki. O nesil yorgun Günlük, o nesil arada kalmış bizler gibi. Sevgisini gösteremeyen, belki de sevmeyen bir nesil ama başlı başına sevgi olan bir nesil. Bizim farkımız göremediğimiz sevgilerin siniri ile daha çok sevmemiz belki…

Kaç gündür sana güzel şeyler yazayım, güzellikler yazayım diye bekledim, olmadı ama olur bir güzellik, Çin virüsü bizi kötülere savurdu. Sen bu virüsle var oldun o yüzden güzellikler gelirse seninle paylaşmayı esirgerim diye düşünüyorum. Hak etmediğinden değil, müsemma mı oldun nedir, lanetli cümle mahzenim oldun ki ben böyle şeyler yazmam, yazımı bilen bilir. Beni bilen de bilir çok şey vurmaz bana ama öyle günler ki bu günler, dünlerini daha çok özlediğimiz yarınlara gebe gibi.

Ramazan güzellik getirir elbet, otuz gün geçmez somurtmayla, Tanrı da bunun farkında. Karanlığın ışığa gebeliği hakkında bin cümle kurmuş düşünürler, yazarlar. Benim babam 3 Mayıs’ta doğdu Günlük, Bleda’nınki 3 Mayıs’ta göçtü. 5 Mayıs’ta yazabildim sana. Bu iki gün günlerin anlam ve önemini bende çok değiştirdi. Anlaşılmayan adamların, anlamlı yaşamaları, günleri de anlamsızlaştırdı. Hakkı buydu, bu olmalıydı. Günler geçerken zamanı dövdük, zamanın her an bize çektiği sustalıya güldük. Güldük acı, alaycı, kederli ve sevinci dualayarak. Özledik Günlük, yaşadıklarımızı, yaşayacaklarımızı ve asla yaşayamayacaklarımızı…

15. Kayıt

Sevgili Günlük hepimiz sinirli, hepimiz dertli, hepimiz bunalım halindeyiz. Bütün bu olumsuzlukların elbette yansımaları olacaktır. Bu yansımaları doğru kanalize edebilenler, vicdanına sarılarak uyuyacak olanlardır. Hatta vicdanın babaanne döşeği rahatlığında olmasından da öte gerçeği bulma, doğruyu gösterme yolunda hizmet etmiş olmanın haklı gururu da olacaktır. Sana daha önce de söyledim Günlük, belki son neşeler, son sinirler. Hakkıyla harcamak lazım. Havaya savurmak huyum değil, amacı olması lazım. Bu amaç sadece gülümseme olsa dahi.

Mıymıy olmayı hiç sevmem, mıymıy olanları da. O sebepten sana hiç mıymıy olmadım, kimseye olmadım. Ben ortaokul bebesi gibi babasına sinirlenip de öfkesini günlüğüne yazan tırsak değilim. Öfkem de, sevgim de bulur muhatabını, sana da belki muhasebesi yansır, belki özeti. Dik olmak lazım Günlük her halde, her duygu halinde.

Çin virüsünün belki de tek faydası insanların birbirini tanıması oldu. Aynı haneyi, işi paylaşanlar, aynı tastan çorba içenler, aynı yatağa girenler aslında aynılığın, hızlı yaşam içinde bir kamufle olduğunu gördüler. Herkes farklı, bir kısmı haklı.

Yarın iş çıkışı pazara gitmek zorundayım Günlük, 5 haftadır kurulmamış pazara, sonra markete. Farklı farklı yüzlerce insanla aynı amaç uğruna zorunlu yakınlık kuracağım. Yalnız benim heybemdekiler bana, onlarınki onlara…

14. Kayıt

Berbat bir gün. Sokaklar normal günlerden daha kalabalık, otobüsler, duraklar, marketler, her yer. Gün içinde kaç defa sosyal izolasyonu bozmak zorunda kaldım bilmiyorum. Her geçen gün daha da yıprandığımı hissediyorum, sinirlerim alt üst.

Şu an Şerefsiz 1’in önünde bekliyorum. Ölüyor. Doğum yapacaktı, ya yavrulardan biri/birkaçı içinde kaldı da zehirledi ya da kanaması durmadı. Karnı ne kadar şişti bir görsen. Yavrucağın yavruluğu zamanı tam bel kemiği üzerinden bisiklet geçmişti. Haşarı velet yamultmuştu hayvanı. “Zaten o ezilmiş rahimle nasıl doğuracak bu,” diye düşünür dururduk. Olmadı işte. Dayanamadı Şerefsiz, dayanamıyor. Belediyeye haber verdim, hayvan barınağındaki ekipler yolda, büyük ihtimalle uyutacaklar. Nefesleri çok sık, yerinden bile kalkamıyor.

Annem ona Pati ismini vermişti. Ufaklığı zamanında hayattan yediği sillelerden olsa gerek her şeyi ve herkesi patilerdi. Tırnak geçirme yok, çat çat vururdu. Ama nasıl güzeldi, nasıl asil. Kaç defa da bizim eve girmişliği vardır arsız hırsız gibi. Gelir salonun orta yerine uzanırdı. Nasıl çıkaracaksın? Patara kütere vuruyor. Yemekle kandırır, indirirdim aşağı. İşten dönerken benimle yukarı çıkardı, asansöre girmesin diye ne kadar uğraşsam nafile. Bir yolunu bulurdu şerefsiz. Mamalarını alır inerdik aşağı, diğer şerefsizlerle.

“Benim yüzümden” diye acı çekiyorum şimdi başında. Korona sebebiyle düzgünce ilgilenemedim. Şimdi ölüyor Pati, tek tüyünde derman yok. Daha çok şey var onunla alakalı anlatacağım ama benim de dermanım yok. Son zamanlarında onu izlemek, af dilemek istiyorum Sevgili Günlük…

13. Kayıt

Merhaba Sevgili Günlük. Seni bir süredir ihmal ettiğimin farkındayım. İhmaller üzerine bir farkındalık söz konusu aslında. Şu aralar hepimiz çok şeyi ihmal ediyor ya da ihmal etmek zorunda kalıyoruz. Düşünmeyi, insanları, kendimizi ihmal ediyoruz. Yaşamayı ihmal etmiş olmamızın acısını ise şimdi anlıyorum. Arkadaşlarla bir bardak çayı ihmal etmişliğim çoktur, geniş bir zamanımda şöyle bir kumsala uzanmayı, bisiklete binmeyi, balığa gitmeyi, anneme sarılmayı… Anneme sarılamıyorum Günlük.

10 günlük iznin ardından bugün mesaim başladı. Müşteriler de benim işe başlamamı bekliyorlarmış gibi davrandılar. Otobüsler yine gelmiyor ve haliyle içi de duraklar da kalabalık. İnsanlar dışarda, hiç eksilme yok, hatta artmış.

Bugün pek tadım yok. Genelde tadımın kaçması benden kaynaklı sebeplerden olurdu, insanları pek takmazdım. Bu defa benden münezzeh. İnsanların umursamaz oluşu sinirlerimi bozuyor, devletin insan davranışlarını sezemiyor oluşu beynime kan sıçratıyor, hayata dair onlarca belirsizlik varken her geçen gün biri daha ekleniyor ve biz elimizdeki imkanlarla elimizden gelecek olanları tam olarak yapmıyoruz gibi geliyor.

Çok mu karamsarım? Ne o! İçimi dökemez miyim? Seni stres topu olarak kullanamaz mıyım? Pek tabii yaparım. Küfür de ederim dümdüz. 5 dakika sonra gülerim, belki 3 dakika önce ağladım. Sana ne? İşine bak.

Kusura bakma günlük anneme sarılamıyorum.

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin