Mustafa Oğuz Bayat – Kayıtlar

1
722

6. Kayıt

Kalabalık otobüs muhabbetinden ne kadar sıkıldıysanız ben elli katı sıkıldım. Bizimkiler de tedirgin olmuşlar ki gece ben uyurken topladıkları aile konseyinden sabahları alındığım noktaya kadar babamın bırakması, bırakıldığım noktadan da eve babamın götürmesi kararı çıkmış. Bu kararın alınmasında önemli bir etken de 2 gün sürecek olması. Allah’tan bir mani olmazsa yarın 10 günlük izne çıkıyorum. Babam beni küçükken okula bile bırakmadı. Okulun dibimizde olması bunun sebebi olabilir ama 30 yaşında bir adamın iş yolunun yarısını babası vasıtası yani babasının şoför olduğu bir vasıta ile gitmesi distopik dünyanın kanıtı.

Ellerim ciğer oldu. Hem babaanne derisi gibi buruş buruş, hem kırbaç yemiş katır sırtı gibi pare pare. Gençler yaşlandı, yaşlılar genç misali hâlâ sokakta fink fink. Ha unutmadan, bir lira bile gideri olmayanın, gideri gelirinden fazla olandan bağış talep etme leveli arada tekrar eder bu simülasyonda. Keşke bu talebin karşılanması sonucu bir can hakkı daha verilse. Güncelleme gelsin…

5. Kayıt

Stresli bir gün oldu. Sabah ağzına kadar dolu otobüsle işe gittim. Seyrek oturma düzeni mi? Hak getire. Tam bir rezalet. Şimdi de otobüs bekliyorum ne gelen var ne giden yine.

Akvaryumdaki balıklar yumurtadan çıkmış, tam bir kaos, belki 1000 tane yavru. Kardeşim ne yapacağını şaşırmış, başka balıklara protein olan mı dersin, bir oraya bir buraya savrulan mı. Hemen teknolojinin nimetlerinden yararlanıp görüntülü konuşma yaptık, bir kriz masası kurarak geçici çözüm buldum. Çıkışta da yavrular için malzeme aldım. Kurtaracağımı kurtaracak, kalanını biyolojik dengeye kurban edeceğim. Tabii bu arada kendi karantinamı ihlal etme stresi de yaşayacağım. Sınırsız dünyada ölüm bir o yanda bir bu yanda gezerken bizim dört duvar yani dört cam içi habitata uğramasın diye uğraşıyoruz. Keşke bizim büyüklerimiz de bizim kadar uğraşsa. Siz yaşayın balıklar, biz ne zaman yaşarız bilmiyoruz.

4. Kayıt

Çok geç yatmama rağmen 09:30’da kalktım. Herkes uyuyor, herkes geç uyudu. “Bugün izin günün yat aşağı oğlum, iki gün sonra uykuyu ararsın, pişman olursun,” dedim. Kafayı vuruş o vuruş 13:00’dı uyandığımda. Annem, çok kişiden bilinçli. Yalnız yumurta piyazını ve kahvaltılıkları bölmek istemediğinden midir nedir, “Pürü pak oldun hadi bugün birlikte kahvaltı yapalım,” dedi. Sonra da ekledi “Bugün bize çiğ köfte mi yapsan?” Ben o sırada mevcut masamın küçük geldiğini düşünerek içeri büyük masayı taşımıştım bile. Valideye “Hadi riski unuttun, dezenfektandan ellerimdeki yaraları da mı unuttun da çiğ köfte istiyorsun?” dedim. “Ne bileyim evladım, kaç gündür yüzünü görmüyorum…”

Dışarı çıkma zorunluluğu olmadığı takdirde evdeki yaşamın bir nebze olsun normale döneceğini düşünüyorum. Aynı evde ebeveyn yüzüne hasret olmak, dipteki odada gurbeti yaşamak çok değişik. Kullandığım tuvalet dahi ayrı. Yemeğimi de kendim yapsam tam bekar hayatı.

Bugünkü planım da hazır. Üç ayrı kitap okuyorum zaten, üçü de birbiri ile alakasız. Biraz ondan, az bundan, üç beş sayfa da şundan okuyup Kurtlar Vadisi ilk 97 bölümü izlemeye devam edeceğim. Yayınlanırken Çakır vurulduktan sonra izlemeye başlamıştım. Şimdi anlıyorum ki “bu bir mafya dizisi” değilmiş. Resmin büyüğü çok farklıymış. Güzel iş yapmışlar yalan yok. Seyfo Dayı “Ben gaz maskesi ile gül koklamam yeğenim,” diyor, gaz maskesi safhasına daha gelmedik dayı ama tek kullanımlık maskelerin ötesinde kaldı kokular. Bahar da geldi iyiden iyiye. Tam yazıyı son kez kontrol edip, yollayacaktım ki annem balkonda olan bana uzak pencereden seslendi: “Bu mesafe iyi mi? Bence iyi. Çöpleri hazırladım, atar mısın?” Atarım anne, dünyanın bütün çöplerini, pisliklerini atmak istiyorum. Yükle hepsini sırtıma, bir göz odada spor da yapamıyorum zaten…

3. Kayıt

Otobüs yine yoktu sabah. Oturma düzeni yerine, gelişi seyrekleşti. Mesainin üçte ikisi geçtiğinde sadece iki müşteriye ulaşmıştık, evin eksiklerini görmek için erken çıktım, sonra gelen oldu mu bilmiyorum. Hani sokağa çıkma yasağı gelirse ekonomi sıkıntıya girer ya… Böyle sıkıntıda olduğu gibi, insanlar da riskte.

Kardeşim ve ben maskeleri, eldivenleri, dezenfektanları aldık pazar yolunu tuttuk. Hani Antalya, medeni memleket. Nasıl hevesliyim meyve, sebze poşette, insanlar mıncırmıyor diye ama nerdeeee. Domatesi taciz etmeyen kalmadı, biberler istismara uğruyor, her gelen illa bir avuçlayacak çağlayı. Satıcıların bir kısmında eldiven ve maske var, bir kısmında yok. Müşterilerin çoğunda yok. Eminim boynu bükük Isparta elması şu saate kadar o kadar ellemeye kötü yola düşmüştür.

Bugün de taşımaya, bulaştırmaya, ölüme, öldürmeye önem vermeyen insanlar gördüm, akşama da bulaşmış ve bulaşma sonucu ölmüşlerin sayısı verilecek. Yarın da pazar pazarı var, o daha kalabalık…

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin