Levent Albayrak – Kayıtlar

3. Kayıt

Facebook, Twitter, İnstagram, Whatsap, Snapchat, Tiktok, Youtube vs. gibi dijital sosyalleşme ortamlarını saymazsak son üç ayı sosyalliğin dibine vurmuş olarak geçirdik. Sokakta, mahallede, kantinde, kahvede sosyallik adına her türlü aksiyon ile büyümüş bir kuşak olarak dijital sosyallik tatmin etmiyor bizi. Kanlı canlı sosyal ilişkiler olmadan ruh gibiyiz. Evde “Oblomov” gibi pineklemek de tarzımız değil.

Z kuşağı gençleri bu süreçten bizim kadar etkilenmediler mesela. Çünkü onlar zaten sosyal ilişkilerini büyük oranda dijital olarak sürdürüyorladı. Gezici Araştırma Şirketi’nin yaptığı araştırmaya göre Z kuşağı gençleri günün altı saatini sosyal medyada geçiriyorlar. Ortalama bir Z kuşağı genci evde odasına kapanarak hiç dışarı çıkmadan, yalnızca telefon veya bilgisayarı ile birlikte aylarca yaşayabilir. Z kuşağı konusuna girmişken aynı araştırmadan birkaç veriyi de paylaşayım.

Z kuşağı için ırk, cinsiyet, din, dil, mezhep gibi unsurlar çok önemli değil. Örneğin “Farklı bir din veya mezhebe ait biriyle evlenebilirim” diyenlerin oranı yüzde 82.2. Bu oran bir önceki kuşak olan Y kuşağında yüzde 32.8, X kuşağında –yani bizim kuşakta- tekli haneler seviyesinde. Bizden önceki kuşak için bunu gündeme getirmek bile mahalleden kovulma sebebi.

Araştırmanın sonuçları, Z kuşağının insan hakları, hayvan hakları ya da cinsiyet ayrımcılığı gibi konularda eşitlikçi bir düşünceye sahip olduklarını gösteriyor.

Z kuşağının yüzde 76,4’ü adalet, demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğü, liyakat, israf, sanat gibi kavramları önemli bulduğunu ifade ediyor. Bu kuşağın  68,7’si, kendisini herhangi bir siyasi kategori ile tanımlamıyor ve mevcut siyasi partilere uzak duruyor. Ankete göre Z kuşağının bu konularda ailelerini de pek takmadıkları görülüyor. Yüzde 86,7’si oy kullanırken ebeveynlerin etkisinin olamayacağını, iradesinin ön planda olduğunu söylüyor.

Z kuşağının yüzde 15.7’si namaz kılıp, oruç tuttuklarını söylerken, yüzde 55.8’si namaz niyaz olayından uzak olduklarını belirtiyorlar. Buraya dikkat: Yüzde 28,5’i inançsız olduğunu ifade ediyor.

Gençlerin eğilimleri konusunda sürekli araştırmalar yapan KONDA’nın ulaştığı verilere göre de gençler arasında dinden kaçış sürüyor. KONDA araştırmasına göre son on yılda kendisini dindar ya da muhafazakar olarak adlandıran gençlerin oranı yüzde 28’den yüzde 15’e geriledi. Deizm, ateizm, agnostizm, panteizm ve materyalizm gibi farklı kategorilere kayan gençlerin varlığını her gün daha fazla hissediyoruz. Araştırma da bunu destekliyor zaten.

Türkiye’de son yıllarda hakim olan muhafazakar siyasal iklimde kendilerine daha çok yaşam alanı bulan hoca kılıklı sapkınların, dindar görünümlü tüccarların, tarikat/cemaat beslemesi tosuncukların bu verilerin oluşmasında ki katkılarını söylemeye gerek bile yok sanıyorum.

Salgından dolayı eve kapanışla birlikte sosyal medya maceraları mevzuuna girecekken buraya nasıl geldim ben de bilmiyorum. Mesela sağdan soldan arakladıkları Cuma mesajlarını karantina günlerinde de azimle, kararlılıkla toplu halde göndermeye devam eden whatsapçıları yazacaktım, yazamadım. Bir şekilde dahil olduğum ve daha sonra bir türlü çıkamadığım çoğunluğu emeklilerden oluşan whatsap grubunu da yazamadım. Üniversiteden bir kısım arkadaşımın dahil olduğu rakı-balık grubuna göndereceğim şarap paylaşımını çoğunluğunu cami cemaatinin oluşturduğu başka bir gruba gönderip aforoz edilmem konusu da kaldı. Otuz yıl sonra whatsap grubunda bir araya gelen lise arkadaşlarımın gece yarılarına kadar paylaştıkları sevimli zıpırlıklarını da yazacaktım, o da kaldı. Neyse, Z kuşağının canı sağ olsun.

Madem veriler yazacaklarımı sabote etti, ben de veri ile bitireyim.

Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu:

13.06.2020 tarihli –yani dün- günlük vaka sayısı: 1.459

Bir önceki gün 1.195 idi.

Ondan önceki gün 987.

Üç günde geldiğimiz noktaya bakılırsa yeniden eve kapanacağımız günler yakın. Daha “Korona Günlüğü” yazacak çok vaktimiz olacak.

2. Kayıt

Korona virüsünün hafızalarda en çok iz bırakan olaylarından biri Cuma namazını halkımıza yasaklayan Diyanet’in VİP (Very İmportant Person, yani Çok Önemli Kişi) listesi oluşturup onlarla sosyal mesafeli “Yusuf Yusuf Safı” tutarak namaz eda etmesi. Bir diğeri de bölüm başına yüzbinlerce lira para kazanan bir takım ÇÜK’lerin (Çok Ünlü Kişi) saray yavrusu evlerinden televizyonlara çıkıp sokakta ekmeğinin derdinde olan vatandaşlara “Evinizde kalın” çağrısı yapması.

Şu Müslüman VİP’leri daha yakından tanıyıp halet-i ruhiyelerini anlamak amacı ile Cuma namazı VİP listesine girmek için bir takım girişimlerde bulunmaya karar verdim. Hem bir süreliğine de olsa kendimi “Çok Önemli Kişi (VİP)” hissetmek istiyordum. Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı fetva hattını aradım. VİP namazın caiz olup olmadığı üzerine sağlam bir fetva alıp işe koyulacaktım. Ama gelin görün ki defalarca çaldırmama rağmen açan olmadı. Sanırım Korona salgını sebebi ile “Diyanet Fetva Kurulu” işi “Korona Bilim Kurulu”na devredip sahadan çekilmişlerdi. Zaten ne zaman lazım olsalar ulaşamıyorum fetvacılara. 2003 yılında iktidar cenahının şatafatlı iftar sofralarının caiz olup olmadığını sorup haber yapmak için aramıştım, o zaman da ulaşamamıştım. Haber için ayırdığımız yeri doldurmak için “Diyanet Fetva Hattına Ulaşılamıyor” diye haberi döşemiştik.

Neyse.. Belki de böylesi daha iyi oldu. Müslümanların başına Korona’dan sonra gelen en büyük felaketlerden birisi Müslüman VİP’ler değil mi zaten? Hangi tarikat, hangi cemaate el atsan altından bunlar çıkıyorlar. Az kalsın şeytana uyup bir de bunlarla saf tutacaktım. Sonuçta itikad sahibiyiz. Egemen’in her Cuma afyon niyetine halka salladığı Bakara Sûresi 216. Ayette yüce Yaradan “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır” demiyor mu? Kesinlikle iyi oldu.

VİP Cuma girişimim daha başlamadan sona erince haliyle evde kalmaya devam ettim. Bir tas ay çekirdeği alıp televizyonun karşısına geçtim. Bu kez televizyonlara iki de bir kamu spotu olarak çıkan ÇÜK’lere kafam takıldı. Milyon dolarlık evlerinden çocuğuna ekmek götürmek için asgari ücretle çalıştığı işine giden, sokakta çöp karıştıran vatandaşlara “Evde kal” çağrısı yaptıracak başka kimse bulamadınız mı kardeşim? Adamı evden soğuturlar bunlar. Neyse ki birkaç gündür sevimli çocuklara “Evde kal” çağrısı yaptırmaya başladılar da televizyona terlik fırlatmayı bıraktım.

Bu ÇÜK’lerin de çoğu Müslüman VİP’ler gibi parayı bulmuşlar. Bunların da doğal yaşam alanları malikaneler, yalılar, saray yavrusu evler. Kimi zaman dizi oyuncusu, kimi zaman şarkıcı, kimi zaman gazeteci kılığında ortalıkta dolaşıyorlar. Ortalama bir ÇÜK yılda bir kitap ya okur ya okumaz. Aynen Müslüman VİP’ler gibi toplumsal yozlaşmanın en büyük müsebbipleri. Çoğunun yalaklarını doldurmak için girmeyecekleri kılık, biat etmeyecekleri şeytan, önünde takla atmayacakları muktedir yok.

Tanrı bizi bütün VİP’lerden ve ÇÜK’lerden korusun.

Bütün VİP’lere ve ÇÜK’lere rağmen #EvdeKalTürkiye

1. Kayıt

Kolonya, Makarna ve İnternet

Şu Korona günlerinde en fazla ihtiyaç duyacağımız üç şey kolonya, makarna ve internet. Şükür kolonya ve makarna stokumuz tamam. Ama gelin görün ki interneti #EvdeKal günlerinden kısa süre önce bir buçuk yıl süren bir mücadele sonucu iptal ettirdim.

2018 yılı Ağustos ayı idi. Evdeki internet aboneliğimi modemden kaynaklı sıkıntılardan dolayı verimli kullanamadığım ve aslında çok da ihtiyaç duymadığım için iptal ettirmek üzere müşteri hizmetlerini aradım. Bir sürü mekanik engeli aştıktan sonra kanlı canlı bir müşteri temsilcisine ulaşmayı başardım. Yemin ediyorum bunlar niyet okuyucular, telefona çıkan kişi en başından iptal için aradığımı anlamış olacak ki “Sizi ilgili birime aktarıyorum,” dedi ve kayboldu. Yarım saatlik bekleme süresinin ardından çıkan yetkisiz ilgili, “Sizi yetkilimize aktarıyorum,” dedi ve o da sırra kadem bastı. İnat bu ya, bir yarım saat daha bekledim ve yetkili ile konuşma şansına müşerref oldum. Yetkili kişi tam bir “Yokuş Osman” tipolojisi. Bir yandan iptal ile ilgili işi zora koşacak türlü hikâyeler anlatırken bir yandan da bir yıl daha uzatmam hâlinde aklımı başımdan alacak tekliflerde bulundu.  “Lanet olsun, şimdi kim uğraşacak iptal ile falan,” diyerek teklifi kabul ettim.

Ve 2019 Ağustos ayı. Köyde karadut ağacının tepesinde reçellik karadut toplarken “İnternetinizin taahhüdü dolmuştur, yüksek fatura ödememek için taahhüdünüzü yenileyiniz,” diye bir SMS mesajı. Bir hafta sonra yine köyde dayımların bostandan domates çalarken bir SMS daha. Tatil keyfimin içine etmesinler diye dönüş yapmadım. Bu kez köyün kahvesinde Osman Abi’nin tarladaki en büyük kavuna okey oynarken aradılar. İddia büyük, üstelik okey dönüyorum, tabii ki açmadım. “Ankara’ya dönünce iptal ettirir, bir aylık zamlı faturayı da aslanlar gibi öderim,” dedim.

Tatil faslı bitip Ankara’ya döndüğümde Eylül sonu iptal için aradım. Yine bir sürü engeli aştıktan sonra yetkiliye ulaştım. “Sizin taahhüdünüzün dolmasına bir yıl var, iptal ettirirseniz bilmem ne kadar tutar ödemeniz gerekir,” demesin mi? Tam sekiz kez ve toplam üç buçuk saatlik görüşmenin ardından (bunun üç saati ilgili ve yetkili birine aktarılma sırasında geçen bekleme süresi) taahhüdümün olmadığını ispatladım. Ancak o kadar emin bir şekilde taahhüdümün olduğunu iddia ettiler ki bir an ben bile taahhüdümün devam ettiğine ikna olup iptalden vazgeçecektim. Bütün çabaların ardından iptalin son adımı olarak modemi ilgili şirketin bayisine teslim işi kaldı. Ancak bunun için de kendilerinden gelecek SMS’i bekleyip SMS geldikten sonra belirtilen süre içerisinde teslim etmem gerekiyordu.

Ayrıntısına girmeyeceğim bir sürü yokuşa sürme işinden sonra üçüncü gidişimde görevli kişi tam modemi teslim almak için sisteme giriş yapmıştı ki bu kez internet gitti ve sitem kilitlendi. Düşünebiliyor musunuz internet bayiinde internet yok. Sistem tarafından düzenlenen tutanağın çıktısını alamadıkları için işlem yapılamadı. İnatla ve azimle tekrar gittim ve modemi teslim ettim. Muzaffer Romalı komutan gibi şecaat arz ederek zaferimi kutlamak istiyordum. O da ne? Bir SMS daha; “Sn. Abonemiz, iptal olan aboneliğinize ait 369,25 TL olan borcunuzu hemen öderseniz gecikme bedeli alınmayacaktır.” Sonra yasal takip tehditleri ile dolu bir SMS daha, bir tane daha… SMS’i okuyunca “sizin ben…………..” ile başlayan bir sürü cümle kurduğumu hatırlıyorum.

Eyvah, tekrar başa dönüyoruz. Tekrar aramalar, tekrar müşteri hizmetlerindeki mekanik kayıtları aşıp ilgili ve yetkisiz kişilerden sonra saatler süren beklemelerin ardından yetkiliye bağlanıp borcumun olmadığını ispat çabaları…

Ve 2018 yılı Ağustos ayında başlayan internet aboneliği iptali girişimim en nihayet 2020 yılı ilk aylarında sonuçlandı. Bu kez ben çamurlaştım ve ısrarla “İnternet aboneliğimin sonlandığına ve borcumun olmadığına,” dair SMS atmalarını istedim. İstediğim SMS’i aldım da. Sonuç olarak; yaklaşık otuz kez ve toplamda sekiz saate yakın telefon görüşmesi, beş veya altı kez modemi teslim etmek için bayiye gitmemin ardından mücadeleyi kazandım.

Şimdi Korona günlerinde evde internetsiz takılıyoruz.

Olsun, kolonya ve makarna stokumuz sağlam!

#EvdeKal

[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sepetiniz boş