Mustafa Ulusoy – Kayıtlar

3
1154

29. Kayıt

Bak şu zahide ne söylemişler! “Agâhi Kızılbaş amma…” demişler!

Agâhî

Yarın 23 Nisan! Mutluyuz! Gazi Meclis yüzüncü yaşını idrak edecek. Senet-i İttifak’la başlatabileceğimiz bir demokratikleşme sürecinin taçlandırılması olarak adlandırılabiliriz 23 Nisan’ı.

Bugünkü siyasi değerlendirme ve tartışmalara girmeden yalnızca şunları söylemek istiyorum:

Gazi Paşa’mın çocuk ruhundan kaynağını almış olan egemenliğimizin ve çocuk yanımızın bayramı bütün çocuklara kutlu olsun! Korona sonrası, inşallah en yakın zamanda, dünyanın tüm çocukları cıvıltılarıyla sokaklarımız yeniden işgal ederler!

***

Aaahmmm siz Türkler ne diyor? “Nazar” sözcüğü bakmak demek ama nasıl bakmak biliyor musun? Böyle insanın içini delip geçen bir bakmak… “Destination” varış demek ama nasıl varmak biliyor musun? Böyle koşar adım varılan bir varış… “Rey” görüş demek ama nasıl görüş biliyor musun? Böyle oy gibi, düşünce belirtmek gibi bir görüş… “Serbest” özgür demek ama nasıl özgür biliyor musun? Böyle özgürlüğünü bir yere bağlamış gibi özgür demek…

Ne bu şimdi derseniz Türkçedeki büyülü sözcüklerimiz… Eğer bir sözcüğün kökeni Türkçe değilse o sözcük âlâdır, muhteşemdir, muazzamdır, harikuladedir, aliyyülâlâdır falan filan. Muhakkak gizli, diğerlerinden farklı bir anlamı vardır. O sözcüğe, özellikle Arapça, Farsça, Latince ve İngilizceyse, tapınılmalıdır.

Çünkü Türkçe kökenli sözcük Türkçede hem yoktur hem de Türkçe yetersiz bir dil olmakla birlikte Türkçe sözcükler yabancı dilden gelen hiçbir sözcüğü karşılamaz. Türkçe… Aaahhmmm… Siz Türkler ne diyorsunuz? La kâfi bir lisan-ı la münasebettir.

***

  1. Kayıt, “29” Gümüşhane. Gümüşhane deyince aklıma Srebrenitsa (Boşnakça Gümüşhane demek) geliyor hep. Çocukluğumun en acıklı zamanlarından biriydi Yugoslavya sonrası Boşnakların ve Arnavutların hedef alındığı iç savaş. Gümüşhane de henüz gidip göremediğim yerlerden. Orada en çok merak ettiğim yer ise Santa Harabeleri.

***

  1. Kayıt, “15” Burdur. Burdur deyince aklınıza Isparta, Isparta deyince aklınıza Burdur gelmelidir çünkü iki ilimiz de bize eşit mesafededir. Bu günlerde içine sıçmaya çalıştığımız Salda Gölü ile gündemimizde burası. Orayı da talan edeceğiz, hiç kaçarı yok. İnsanlık erkek egemen; doğa efemine! Her yerin ırzına geçme isteğimiz bundandır…
  2. Kayıt, “16” Bursa. Bursa’nın sayısız güzelliklerini, meyvelerini, ipeğini, Uludağ’ını, futbol kültürünü, tarihî yerlerini uzun anlattılar hatta siz de gezip gördünüz. Bursa için çocukluğumdan aklımda kalan Tophane’den bakınca gözümüzü şenlendiren yemyeşil ve bereketli ovasıydı ama son gittiğimde gördüm ki o ovanın ciddi bir kısmı tarıma açılmış. Alın size bir Salda hikâyesi daha…
  3. Kayıt, “17” Çanakkale. Gidememiş olmaktan utandığım belki de tek yer Çanakkale. Bir Türk ve bir tarihçi olarak Çanakkale Anadolu’muzu borçlu olduğumuz şehit atalarımızın yurtlarının en semboliği olsa gerek. Gülleler, ölüm emirleri, batan zırhlılar, çarpışan mermiler… Tarih tek bir savaş olsaydı bu Çanakkale olabilirdi…
  4. Kayıt, “18” Çankırı. Sevdiğim, sakin Anadolu şehirlerinden bir tanesidir Çankırı. Oranın bütün sükûnetine rağmen hayatımın tantanalı olaylarından birini de burada yaşamışımdır ve Kırıkkale’nin komşusu olması hasebiyle de buradan pek çok dost ve akrabamız vardır.

28. Kayıt

Hâsılı dost bizi eğlence eyler; dost ile böyle bir cilveciğim var.

Agâhî

Tam olarak dördüncü haftadayız. Gidişin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna dair çok da bir fikrim yok açıkçası. Yalnızca Ercüment Ovalı Hoca’nın 23 Nisan itibarıyla açıklayacağı şeyi merak ediyorum.

Ercüment Hoca hiçbir şey bulamamış da olabilir. Bilim böyledir biraz, yıllarca uğraşırsın ve fakat bir arpa boyu yol kat edemediğin olur ama yaptığın yanlışlar ve uğradığın yanılgılar gelecek kuşaklara bir rehber olur. Bundan dolayı Ercüment Hoca hiçbir şeyi, emin olun, boşa yapmıyor. Hepsinden kendisinin çalışkanlığı bile bize ilham vermeli.

***

Ben şiir de yazardım bir zaman. Dördüncü haftanın bitiminde sizlerle bir tanesini paylaşmak istedim:

Sevda Türkülerini Çok Gördüler Bize

Gün döndüğünde kar yağdı dağlara,
“erken” dediler, “çok erken”…
Kimi suskunluğa; kimi uğursuzluğa yordu bu beklenmeyişi.
Yaprakların yeşilken döküldüğüne tanık oldu toprak.
Her şey tersinden okunuyordu sanki o gün.
Hâlbuki gizlediği sırrın yeri bin yıllardır bilinir bu mevsimin.
Toz, kir içinde,
bin mahzenli,
ışığı loş,
duvarları hüzünden,
çatısı gamdan,
kapıları dökme demir,
kilitleri kırk sandıkta saklı, kilitli bir gönüldür orası…

O gönül göverdikçe gün böyle döner,
mevsim böyle değişir…

Yitirilen bir göç katarı kadar çaresiz kaldı bozkır belki de.
Yaylalardan kışlalara dönmek vaktidir, gün döndü.
“erken” dediler, “çok erken”…

Biz bu obadan göçerken
Geceler ayaz kesti sessizliğimize.
Belki saygıdan, belki yok saydı bizi bozkır
sevda türkülerini çok gördüler bize…

1 Ekim 2016

***

  1. Kayıt, “28” Giresun. Nerenin türküsü bilmiyorum ama Giresun denince aklıma hikâyesi hüzünlü, kendisi hüzünlü o türkü gelir. “Giresun’un içinde iki sokak arası…”. Doğu Karadeniz’in güzelliklerine muhtacız belli amma gidip de göremediğimiz yerlerden Giresun da…

***

  1. Kayıt, “12” Bingöl. Bingöl deyince bizim kuşağın aklına 33 canımızın alındığı gün geliyor galiba… Terörü er veya geç bitireceğiz! Bingöl’e nasip olur da gidersem Kral Kızı Kalesi’nin efsanelerini dinlemek istiyorum.
  2. Kayıt, “13” Bitlis. Tatvan ve Ahlat aklıma gelen ilk şeyler Bitlis’te. Türkmenlerin yerleştiği ilk şehirlerden olması ve Türk tarihinin kaynakları nispeten kısıtlı bir dönemini aydınlatması bakımından Bitlsi’imiz.
  3. Kayıt, “14” Bolu. Elbette Abant ve Yedi Göller! Bir de Köroğlu’nun atı. İlk at binme deneyimim Bolu’da Köroğlu’nun Kırat’ıyla olmuştu.

27. Kayıt

Gâhî usta eyler, gâhî suç eyler; Gâhî yara açar, gâh ilaç eyler!

Agâhî

Hatıratlar tarihçilik yöntemi açısından bilinçli, eleştirel ve her türlü ihtimale açık bir biçimde yaklaşılması gereken metinlerdir. Nesnel yazılmış bir hatırat bulmak çok zordur. İstisnaî hatıratlar elbette var, Babür Şah’ın ve Barbaros Hayrettin Paşa’nın hatıratı buna hep örnek gösterilebilir. Genelde hatıratlar öznel metinlerdir ve öznesini yani yazarını haklı çıkarmaya çalışır.

Herhangi bir hatırat tarihî kaynak olarak kullanılacaksa çapraz okuma yöntemi uygulanmalıdır. Hatıratta anlatılanların aynı döneme ait başka kaynaklarda nasıl ele alındığı irdelenmelidir. Eğer başka kaynak yok ise metinde geçen olayın veya durumun öncesine ve sonrasına göre olasılıklar, belirli, ilkesel bir bağlamda, belirtilmelidir. Kaynakların kısıtlı olduğu ve olasılıkların “olasılık” olduğu vurgulanmalıdır. Tersi durumda makalenizi veya kitabınızı kaynak olarak alacak kişileri yanlış yönlendirebilirsiniz.

Metodoloji dersinde bunları öğrendikten sonra Nutuk’un aslında bir anı kitabı olmasından sebep Nutuk’un tarihî bir kaynak olarak alınmasında temkinli davranmamız gerektiğini anladık. Sonra Nutuk’un neden kaleme alındığının mantığını da çözdük. Orası basit ama uzun hikâye tabii…

Yıllarca Nutuk’un hatırat olmasından mütevellit Mustafa Kemal’in anlatımıyla Kurtuluş Savaşı’nın, Cumhuriyet’in kuruluşunun ve inkılâpların söyleminin, propagandasının ve kavranmasının “öznel” olduğunu ayrıca Atatürk’ün inkılâp dayatmasıyla (!) birtakım insanların mağdur olduğunu ifade ettiler yıllarca.

Neye dayanarak peki? Başka hatıratlara dayanarak…

***

Tarihi bir bütündür hâlbuki. Bütünlük içerisinde Kavimler Göçü’nü anlamadan I. Dünya Savaşı’nı, II. Dünya Savaşı’nın anlamadan internetin neden ortaya çıktığını anlayamazsınız. Türk Tarihi de dünya tarihinin bir bölümü iken Türk milleti için hizmet etmiş her figür tarihimizin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Tarihi şahsiyetlerimizi bilek güreştirir gibi, at koşturur gibi, sidik yarıştırır gibi anlamsız bir mücadeleyle meşgul etmemiz, özellikle bilimsel ve kültürel açılardan, birçok şeyi ıskalamamız anlamına gelebilir. Yeter artık…

Tarihi şahıslar üzerinden belki okuyabilirsiniz ama şahısları putlaştırmanın fetiş haline getirmenin bir anlamı olmaz; bilakis işleri içinden çıkılmaz bir hale getirir bu durum.

***

  1. Kayıt, “27” Gaziantep. Gaziantep deyince aklıma üç kişi geliyor: Şehit Kamil, Karayılan ve Şahin Bey. Gaziantep’in meth-ü senalarını dinlemekle geçiyor ömrümüz. Kalesi, müzeleri, yemekleri… Aslında Antep’e gitmeyerek neyi kaçırdığımızın farkındayız amma ve lakin oraya gitmek de birazcık kader işi.

***

  1. Kayıt, “09” Aydın. Geçen yıl, zaman darlığından dolayı, çok kısa gezmek nasip oldu Aydın’ı dolayısıyla merkezle ilgili pek de bir fikir beyan edecek durumda değilim ama Kuşadası’nda bir gün geçirmiş, zeytin ve incir ağaçlarıyla dolu dağları aşmış, yolları geçmiş biri olarak oraların muhteşem olduğunu söylemem gerekiyor.
  2. Kayıt, “10” Balıkesir. Susurluk’ta bir gece ayran içmişliğim var. Çok sevdiğim bir arkadaşım orada bulunmasına ve beni ısrarla davet etmesine rağmen bir türlü gidemediğim ve fakat güzelliklerine uzaktan hayran olduğum memleket. Kaz Dağları’nda bir gün geçirmek belki nasip olmalıdır.
  3. Kayıt, “11” Bilecik. Denince aklıma Osmanlı Devleti geliyor. Türk tarihinin en şaşaalı devletinin temelleri tam da Bilecik’te atılmış.

26. Kayıt

Değirmen döndürdüm gözüm yaşından, usta değilsem de suculuğum var.

Agâhî

Burada şimdi oturup da “Küçük insanlar kişileri, normal insanlar olayları, büyük insanlar fikirleri tartışırlar,” klişesiyle canınızı sıkmak istemem ama bir şeyi de söylemek gerekir ki tarihin eski yöntemlerinden biri olan biyograficilik zamanla tarihe mal olmuş insanların açıklarının veyahut olağanüstülüklerinin arandığı arabozan, karıştıran (müfsit) bir alan olmaktan öte geçememiştir.

Gerçi tarih, geriye dönemeyeceğimiz zaman dilimlerinde yaşanan olaylar veya yaşanmayan olaylar üzerinden insanın aklında her zaman bir soru işareti bırakmıştır “Ya Viyana’ya tam tekmil hücum etseydi, ya Hürmüz’ü alsaydı, ya kuzeyden gitseydi, ya Amerika’yı keşfetseydi, ya Coğrafi keşiflere katılsaydı vs” diye. Bunu dikkate almalıyız ama tarih bugünü anlamak ve gelecekte bir yol çizmek için önemlidir.

Ölçümüzün ortamızın olmadığını, ya ifrat ya tefrit noktasında olduğumuzu, hep aşırı uçlarda yaşadığımızı söylemiştim. Bunun şarkısını Emrah yapmıştı zamanında “Sevdim mi tam severim; sildim mi bir kalemde!” diye. Sözgelimi Atatürk’ü dindar olarak severseniz onun içki içmesini tevil edersiniz; ateist olarak severseniz TBMM’yi Cuma namazından sonra açmasını tevil edersiniz, milliyetçi olarak severseniz Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda SSCB ile kurduğu ilişkiyi tevil edersiniz.

Hâlbuki tarihi bir kişilik olarak Mustafa Kemal’in tevil edilmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü olaylar kendi şartları içinde gerçekleşmiştir ve bugün elimizde olan laik bir cumhuriyettir. Cumhuriyetin banisinin ve kurucu kadrosunun elinden bu kadar gelmiştir. Kendilerince bizlere ne yapılması ne yapılmaması gerektiğini anlattılar ve gittiler.

Bizim işimiz geçmişe dönüp şu haklıydı bu haksızdı üzerinden ayrılmak değil. Geçmişi okuyup bugünü anlamak ve geleceğe yön vermektir.

***

  1. Kayıt, “26” Eskişehir. Eskişehir gezip gördüğüm en yaşanılabilecek illerimiz sıralamasında ilk 5’e girer. Tabii bu listenin öznel oluşturulacağını unutmayalım. Eskişehir’in tarihi turistik mekânları, futbol kültürü, nezih ortamı, bozası (ben sevmem ama), helvası, lüle taşı, öğrencilere yaklaşımı hepsi övgüye değer ama Sakar ılıcalarına gitmenizi tavsiye ederim.

***

  1. Kayıt, “06” Ankara. Ufkumu, ufkumuzu açan şehir… Dirilişin ve kuruluşun somutlaştığı yer. Sokaklarında, çocukluğum, gençliğim, olgunluk çağlarım geçti, geçmekte.
  2. Kayıt, “07” Antalya. Yazın sıcağından değil de kışın fırtınasından korktuğum şehir. Anadolu’nun sayısız güzelliklerinden yüzlercesini barındıran güzellik abidesi. İtalyanlar Anadolu’nun işgal edildiği yıllarda Antalya’yı beğenmezler. Antalya o küstah İtalyan’a inat büyüyüp serpilir, güzelleşir. Bir iki estetik yaptırdığı, kaşını gözünü aldırdığı söylenir ama olsun. Bu bildiğimiz bir hikayedir aslında çirkin kızın güzelleşmesi…
  3. Kayıt, “08” Artvin. Güzelliklerini ancak fotoğraflardan videolardan gördüğümüz bir başka güzide vatan toprağımız. Artvin deyince aklıma ilk gelen şey Murgul bakırı değil elbette; aklıma ilk gelen şey Karagöl oluyor benim ve an itibarıyla burası meşhur olacak diye çok korkmaktayım. Malumunuz biz kentsel dönüştürmeyi çok seven bir toplum olduğumuz için bu güzelliğin de anında içine edebilecek potansiyel taşıyoruz.

25. Kayıt

Yönümü döndürdüm aduv taşından; kazanım kaynıyor aşk ateşinden!

Agâhî

Distopya anlatan romanlar ütopya anlatan romanlardan daha çok seviliyor kanaatindeyim. Şartların “kötü” olduğu gerçekçi bir anlatım şartların iyi olduğu gerçekçi bir anlatımdan daha çekici geliyor insanlara kanımca. Aksi bir istatistik varsa ilgilenmeye hazırım. Mutlu son klişesine ise hiç girmeyeceğim.

Bu durum bize ne gösteriyor, inanın, en ufak bir fikrim yok.

***

Grigoriy Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını hiç okuyamadım hem de çocukluğumdan itibaren tam beş kez girişimde bulunmama rağmen. O kitabı okumaya başlayınca canım sıkılıyor, kendimi Mustafa Topaloğlu şarkılarına vurasım geliyor yeminle.

Ama merak duygusu bu ya, bu kitap gerçekten anlatıldığı kadar etkileyici mi çok merak etmekteyim.

***

Özal’ın öldüğünde mahalledeki elma bahçesinde top oynuyorduk. Duyduğumda hiç etkilenmemiştim ama evde babamın Özal’la ilgili bir iki hikâyesini dinleyince insanî olarak üzülmüştüm. Türk Devleti’ne ve Türk Milleti’ne öyle veya böyle hizmet etmiş Sayın Cumhurbaşkanı’mız Turgut Özal’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Ama şöyle de bir durum var ki Özal’ın ölümüyle birlikte Özal’ın bu ülkeye verdiği zararı görmemizi engellediler hep. Dönemin ihalecileri, taklacıları, anayasa ihlalleri, hayali ihracatları; terörle mücadelede federasyon fecaatinin dillendirilmesi, bankerler olayı, Azerbaycan-Rusya ve Azerbaycan-Ermenistan sorunlarında Türkiye’nin takındığı tavır, yeni bağımsız olan Türk ülkeleriyle kurulan ilişkiler… Liste uzar gider…

***

25. Kayıt. “25” Erzurum, hangi bir güzelliğini yazsam bilmiyorum Erzurum’un… Kümbetleri, medreseleri, camileri, Palandöken’i, âşıklık geleneğini sürdürmesi, yaylaları, yemek kültürü, çiçekli çayı, insanlarının birbirini azarlar gibi bağıra çağıra konuşmasını… Ama illa cağ kebabını özledim.

***

4. Kayıt. “04” Ağrı, gezme imkânım oldu çok şükür ama Ağrı Dağı’nın ağrı merkezden değil Doğubeyazıt’tan ve Iğdır’dan izlemesi daha güzel. Tabii ki İshak Paşa Sarayı! Hemen herkes İshak Paşa Sarayı’nın tarihî olarak ne anlama geldiğini zaten bilmekle birlikte yapıldığı yer, manzarası, işçiliği… Gerçekten muazzam bir yer! Türk vatanının bu eşsiz güzelliğini herkes görmeli kanaatindeyim.

5. Kayıt. “05” Amasya, aklım yeni erdiğinde bir yerde köydeki bahçemizde “Amasya elması” yetiştiği söylendiğinden dolayı köydeki bahçemizi Amasya’nın bizzat kendisi sanıyordum. Sonraları da içinden Kızılırmak geçen bir şehir olarak Kırıkkale’yle; içinden Yeşilırmak geçen Amasya şehri bana hep kardeş gelmiştir. Hiç gidemedim oraya ama olsun, bir gün muhakkak…

3 YORUMLAR

  1. Mustafa kardeşim, 41.kayıtta bahsi geçen “Cinayet Süsü” filmini bir kaç gün önce ben de izledim. Genel olarak beğendim ama eğer eleştiri yazsa idim senin takıldığın yerlerin aynısını dile getirirdim.

    Kayıtların 81’i bulur mu, ne dersin?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin