Mustafa Ulusoy – Kayıtlar

3
1157

7. Kayıt

Akmaz oldu ırmaklar, soldu yeşil yapraklar…

Bizim ailede karantina günleri başlayalı bir hayli zaman oldu. Bu süre zarfında bir aile reisi hastalığı olarak kısıtlı araç-gereçle evin kırığını döküğünü tamirat işine de giriştim. Muslukları, boruları değiştirip de suyun sızdığı yeri bulup akıntıyı kesince bu durum aile efradının pek de umurunda olmuyor ama siz takdir edilmek istiyorsunuz. Haliyle iki de bir evdekilere “Nasıl yaptım ama?” diye soruyorsunuz, kendinizle gurur duyuyorsunuz; Doğu’yu fethetmiş İskender gibi, Batı’yı fethetmiş Timur gibi dolaşıyorsunuz evin içinde.

Bakım-onarım, yazı-çizi, eğitim-öğretim işlerinin dışında arada dizi de izliyorum. Malum dizi-film kanalında merak ettiğim birkaç diziyi izleme fırsatım oldu: Osmanlı Devleti, Mesih, Masum. Dizi süreleri geyiği yapmayacağım burada ama Türk yönetmenlerin normalde 60-65 dk.’da bitebilecek senaryoları iki saatin üzerine nasıl çıkardıklarına siz şaşırmıyor musunuz? Ben çok şaşırıyorum. Özellikle dakikalarca süren, anlamsız gerilimli bakışmalar en başarılı senaryo ve oyunculuk işi olsa bile insanı canından bezdiriyor.

Dizi demişken aklıma geldi. “Lost” yayınlanırken bu diziyi izlemeyenleri baskı altına alan insanlar vardı: “Hadi canım! Lost’u izlemiyorum deme! Yok artık!” diye geziyorlardı. Bu insanların baskıları yıllar geçtikçe hep aynı kaldı ama dizileri hep değişti:

“Hadi canım! Prizın Brek’i izlemiyorum deme! Yok artık!”
“Hadi canım! La Kaza De Papel’i izlemiyorum deme! Yok artık!”
“Hadi canım! Geym of Tırons’u izlemiyorum deme! Yok artık!”

Sevgili arkadaşlar, evet, bu dizileri henüz izlemeyenler var ve size daha kötü bir haberim var ki bu dizileri izlemeyen insanlar çoğunlukta. Lütfen sevgili azınlığınızla biz Bolşevikleri rahat bırakınız.

Bugünkü Türk dizileri de aklıma hep bizim kuşağın çocukluğunda annelerin zorla izlettiği yabancı dizileri getiriyor. Rozalinda, Maribor, Hayat Rüzgârı, Yalan Ağacı, Güzel ve Çirkin, Vahşî ve Cesur ilk aklıma gelenler. Türkiye’de doksanları edebiyatı yapmayan son bir iki kişiden bir tanesi olarak Türk dizi geleneğinin böyle biçimlenmesi üzücü tabiî haliyle.

Derginin Mayıs ayına bir Kazakistan anımı yazacağım. Anımı anımsamama yardımcı olan şey Kazakistan’dan getirdiğim Rusça ve Kazakça kitaplar oldu. Güzel bir anıydı, bana bugün tebessüm ettirdi. Gelecek ay inşallah sizlerle de paylaşmak isterim.

***

“Corona Günlükleri”ni tutmaya başlayalı bir hafta oldu. Bu bir haftada, birisi getirip gözüme hususi iliştirmezse vaka ve ölüm verilerine bakmıyorum. Rakamlar ve veriler olayları genelde sıradanlaştırır. Herkes kendine mukayyet olsun! Herkes soluğunun her dönencesinde yenilesin yaşama umudunu ve adanmışlığını! Herkes Rabbi’ne uzun ve güzel yaşam için yalvarsın.

6. Kayıt

Prangalar vurun ayaklarıma, kelepçeler takın kollarıma, uçurumlar kazın yollarıma!
Bırakmayın beni!

Gençler yaşlıların sahip oldukları mevkilerini, mülklerini, dostlarını kıskanır; yaşlılar gençlerin gençliklerini… İyi de kişi ne zaman yaşlanır? Kişi aslında büyümenin külfetten başka bir şey getirmediğini anladığında yaşlanır. İşim gençlerle olduğundan dolayı ara ara böyle şeyler düşünüyorum belki de… Belki de öleceğini bilen milyarlarca sıradan insandan bir olduğum için böyle düşünüyorum.

“Corona Günlükleri” kayıtlarını okuyorum kaç gündür. Dergiden yalnızca düş dünyalarını, eserlerini okuduğumuz, sevdiğim yazarların karantina günlerinde neler yaptıklarına, neler hissettiklerine şahit oluyoruz. Yazılan günlükleri okurken dilimden şöyle bir cümle düştü: “Biz bu dünyaya kalıcı olmaya gelmedik ama uzun yaşamın sırlarını veren Canan Karatay’ı da kimse duymazdan gelmez.”

Bugün AyarZıs Dergi’nin 50. sayısı elime geçti, hemen okumaya başladım. Gerçekten de muhteşem bir sayı olmuş!

Bu arada “Devlette devamlılık esastır!” ilkesi ve Milli Eğitim Bakanlığı uyarınca uzaktan eğitim için altyapımızı hazırladık. Yarın veya bir gün derslere başlıyoruz galiba. Becerebilseydim yutup üzerinden ders yayınları yapıp herkesi davet edecektim ama maalesef olmadı. Öğrencilerim okullarını, arkadaşlarını özlemişler.

***

Kaç gündür bakıyorum, kimse kayıtlarında fizyolojik durumundan bahsetmemiş. Benim bacaklarım ve mabadım aşırı oturmaktan ağrırken telefonla ve bilgisayarla uğraşmaktan da kamburum çıktı. Kilo da alındı haliyle ve hayattayız. Yaşama umudumuz portmantoda asılı! Korona illetini yener yenmez dalımıza takıp koşacağız sokaklara!

5. Kayıt

Bırakalım bu mevzuyu, sonu gelmez sözlerin. Bak! Doluverdi “ağlamam” diyen gözlerin…

Sonunda! Romanın eklemelerine başladım! Ve bugün tam dört sayfa yazı yazdım. Bu da beşinci sayfa olacak. Bu sırada AyarZıs Dergi’nin bir kısım yazarları olarak Güntekin Abi’nin doğum gününü çevrimiçi, etkileşimli (interaktif) bir partiyle pastasız olarak ve karantina kurallarına uyarak kutladık. İyi ki doğdun Güntekin Abi!

“Senin sesin Rahmet Safa’nın sesinden daha güzel ha…” sözlerini duyunca havaya girdim. Sözlerin sahibi Kaya Kuzucu’ya tam teşekkür edecekken ekleyiverdi. “Yalnız o da senden iyi yazı yazıyor!” Bozulduk tabi haliyle ama olsun. Benim sesim de güzel sayılır. )))

Kardeşimin müzisyen olmasında bütün aile efradının katkıları var. Rahmetli babam, rahmetli ağabeyim, annem ve ben. Müzikle o kadar çok içli dışlı olduk ki Rahmet en sonunda eline sazı alıp diyar diyar gezmeye başladı. Ne zaman bir araya gelsek, biz çok sık bir araya geliriz, eski günlerimizin şarkılarını geçiveririz.

Türküde Hacı Taşan, sanat müziğinde Emel Sayın, popüler müzikte Barış Manço, Anadolu Rock müzikte Cem Karaca, klasik müzikte Betoven, arabesk müzikte ise Ferdi Tayfur çok sevilir bizim evde oldum olası. Dün bahsetmiştim bi’ şarkı listesi verebilirim diye. Birader aradı ve dedi ki “Abi winamp listesi oluştur.”

Winamp Listesi

Ferdi Tayfur-Ağlamazsam Uyuyamam, Müslüm Gürses-Güldür Yüzümü, Barış Manço-Dağlar Dağlar, Cem Karaca-Resimdeki Gözyaşları, Grup Volkan-Söyle, Emel Sayın-Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun, Seyit Çevik-Sarı Sultan’ım, Demet Sağıroğlu-Arnavut Kaldırımı, Ferda Anıl Yarkın-Sonun Kadar, Hacı Taşan-Değirmenin Bendine, Neşet Ertaş-Karanfil Suyu Neyler, Mükerrem Kemertaş-Hani Yaylam, Muharrem Ertaş-Ağ Odama Kara Taban Yatırdım, Özay Gönlüm-Çöz de Al Mustafa Ali, Turan Engin-Ben Senin Kahrını Çekemem Gönül, Murat Çobanoğlu-Sefil Baykuş, Betoven-5. Senfoni, Can Güngör-Yalnız Ölmek, Osman Öztunç-Yalnızım İşte, Ali Kınık-Bildiğin Gibi Değil, Emin Demir-Telaş, Rahmet Safa-Uykusuz mu Bıraktım, Raşit Yılmaz-Burnunun Direği Hiç Sızlamaz mı, Çekiç Ali-Çubuğuna Lüleyim, Kıraç-Gidiyorum, MFÖ-Güllerin İçinden…

Listeyi yazarken zorlandım! Unuttuğum es geçtiğim milyonlarca şarkı var! Okunacak kitaplar, dinlenecek şarkılar bile yaşamaktan ve yaşama umudumuzun devamından yana!

3 YORUMLAR

  1. Mustafa kardeşim, 41.kayıtta bahsi geçen “Cinayet Süsü” filmini bir kaç gün önce ben de izledim. Genel olarak beğendim ama eğer eleştiri yazsa idim senin takıldığın yerlerin aynısını dile getirirdim.

    Kayıtların 81’i bulur mu, ne dersin?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin