Hasan Erimez – Kayıtlar

1
776

2. Kayıt

Kitap okuma tutkusu bende evvel eski kanıma iliğime işlemiş bir beladır. Ayrı kaldığımda aç it gibi zihnimi kıvrandıran, üstsüz başsız kalmışım gibi çıplak hissettiren bir iptilâ… Büyük caddelerin kaldırımlarında korsan kitap satarken, kitap okuyacağım diye müşteriye yanlış fiyat söyleyip yahut ilgisizlikten ötürü kaçırıp nafakamızdan olmak mı; on yedi yaşlarında akşamları işten eve yürüyerek giderken birkaç sayfa da olsa Hugo’nun Sefiller’ini yürüyerek okuma zahmetine katlanmak mı; sebze halinde kamyonlardan karpuz atıcılığı yaparken tahta kasaların üzerine yayılıp Maupassant öykülerinde hayretten hayrete düşmek mi? Bunun gibi birçok zorlu “ahval ve şerait içinde” dahi, hayatımın en temel ihtiyacına yaraşır şekilde ona itaat etmiş, zebunu ve kölesi olmuşumdur. Bugün dahi değişen bir şey yok. Nasıl ki bir futbol takımında bütün kadro takımın en kreatif ve kilit oyuncusuna göre yerleştirilir, biz de hayatımızdaki her şeyi en kilit oyuncumuz olan kitaplara göre tanzim ediyoruz.

Koronavirüsten ötürü gönüllü karantinaya biz de uyup evlerimize çekildik. Önümüzde dünya ve memleket için korkulu fakat kendimiz için ev içinde istediğimizi yapabileceğimiz bol kepçe zamanlar açılmıştı. Ev içinde istediğimizi yapabilmek demek de elbette okumak ve yazmaktır.

Her kitap müptelasının bir gizli zaman ölçüsü vardır: “Şu kadar günde şu kadar kitap okunur?”, “Şu güne kadar ben şu kadar kitap bitiririm” diyerek hesaba yatırılır zaman. Ben de karantina günleri boyunca hayli kitap devireceğimi düşünmüştüm. Neticede çalıştığımız günlerde dahi ortalamanın üzerinde kitap bitirebiliyorduk. Bu kadar boş gün boyunca herhalde artık okuduğumuz kitapları düğünde dolar saçar gibi saçardık.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Daha doğrusu kafadaki hesap eve uymadı. Karantina günleri boyunca günün 24 saatini de kitap okumaya ayırabilirdim. Ama hayatın normal akışında olduğu zamanlardaki okuma performansımın yarısına dahi ulaşamadım. Acaba iş güç olmayınca zihin de mi tembelleşiyor? “Nasıl olsa önümde günler var” denilerek kitap okumak mı erteleniyor? Yoksa dışarıda hayatın olağandışı biçimde durmasının gerginliği insanın zihnine mi yer ediyor? Bence sonuncusu daha makul bir cevap gibi duruyor. Aksi takdirde her şey normal ve akışında olsa, bu kadar boş zamanda insan en müptela olduğu şeye rahatlıkla ve zevkle odaklanır. Fakat dünyada ve memlekette yaşanan gerginliğin sirayet etmesi, ister istemez zihni de bocalatıyor. Dışarıda gözle görülmez bir ölümün kol gezdiğini bilmek, her gün saat 23.30 civarı devletin bakanından bu ölümlere dair yeni insan listesini beklemek bize evlerimizde konfor için değil bilakis büyük bir konforsuzluk yüzünden kaldığımızı hatrımızda taze tutuyor.

Bunca konforsuz ve olağandışı ahval içinde insan kafasını birçok şeyle meşgul etmeye çalışıyor. Elbette kitaplar da bunun parçası oluyor. Bir kitaba odaklanmak yerine hercai gibi ayrı ayrı birçok kitaba atlanıyor. Yazmak zaten hak getire! İki sayfa yazınca dağlar gibi yorgunluk yükü biniyor. Filmdi, diziydi, müzikti derken yaşadığımız bir başka boyut olan sosyal medyada zaman geçiriliyor. Bütün bu dağınıklık, bu keşmekeş, bir bakıma zihni toparlamak için. Yani her şeyi kaosa sokarak bir düzen yaratmaya çalışıyoruz. Televizyonda, sosyal medyada, pencereden başımızı çevirip baktığımız bomboş sokaklarda hep bir ölüm tedirginliği hakim. Virüs gözle görülmez değil de tarihin görüp görebileceği en büyük istila orduları gibi dünyayı çiğneyip geçmiş.

Kemal Tahir, Yorgun Savaşçı romanındaki bir pasajda, sanki yaşadığımız bu ahvali özetlemiş:

“Gece gündüz okuyacağım derdim. Şimdi günler, geceler bomboş. Kitaplar yığınla. Birini uzanıp alamıyorum. Alsam açamıyorum. Açsam yarım sayfada bunalıyorum. Dışarıya kulak verip dalıyorum. Sessizlik damarlarımı donduruyor.”

Virüsle en başından beri üzerimize düşen şekilde savaşıyoruz. Daha da savaşacağız. Ama artık yorgunluk emareleri baş göstermeye başladı. Bu mücadeleden hepimiz birer ‘Yorgun Savaşçı’ olarak çıkacağız, bu kesin. Benim bu süreçte beklentim önce ölmemek sonra da zihnime çabuk nizam verip yeniden zehir gibi kitap okuyabilmek.

1 YORUM

  1. Kaleminize sağlık. İnşaAllah fethin gerçek manasına ulaşabilen insanlar olmak ve Fatih’in İstanbulu fethettiği yaşta nice fetihlere imza atan nesiller yetiştirmek duasıyla.Okuduğumuz güzel İstanbul ve fetih yazılarının yüreğe dokunanlarındandı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin