Hüseyin Safa Ak – Kayıtlar

3
242

TAŞRAYA DÖNÜŞÜM –ÜN KAYITLARI

Kayıt 1

Köye gelişimin ikinci günüydü. O sabah odamda bunaltıcı öksürüklerle uyandığım da kendimi yatağımda kocamam bir öksürüğe dönüşmüş halde bulmuştum. Hönk hönk öksürüyor ve vücudumun hiçbir yerini ne acıdır ki hissetmiyordum. Dehşet içerisinde aynaya baktım, evet gördüğüm manzara korkunçtu. Evet, ben tam anlamıyla bir öksürüğe dönüşmüştüm. Fakat her şeyden mühimi, bu içinde bulunduğum hali aileme nasıl açıklayacaktım.

Zaten evvelki gün yoğun öksürük nöbetlerim peder beyin, tüm şimşeklerini üzerime çekmişti. Öksürerek evin salonuna girdiğimde enişteme dönüp, bir hikâye anlatmaya başladı. Bin yedi yüz yetmişlerdeki kolera salgınında, büyük büyük büyük büyük babası Süleyman Efendi davarlarını almak için gittiği Halep’te kolera salgınına yakalanmış. Bu hastalık komşulara bulaşmasın diye de köyün girişindeki mağarada kendini karantina altına almış. Bir ay boyunca her gün yemeğini mağaranın önüne bırakan büyük, hatta çok çok büyük annemiz, bir gün “kocacığım, kocacığım yemeği getirdim,” diye seslemiş.  Nidasına bir karşılık gelmediğini gören çok büyük anne, feryat figan ağlamış.

Dedemiz Süleyman Efendi’nin hayata bu dramatik vedasından övgüyle bahseden babam, gözlerimin içine bakarak artık ailemizde böyle fedakârlıkların yapılmadığından yakındı. O an arkasına saklanacak bir şeyleri aramaya başladım, gözüme sobayı kestirdim ve hemen çömelip sobanın arakasına saklandım.

Kayıt 2

Hâlbuki bu yaşayacaklarımı öngörerek, İstanbul’dan gelir gelmez hafif öksürük şikayeti ile hastaneye müracaat etmiştim. Ben de herkes gibi korona virüsten şüpheleniyordum. Kan tahlilime ve ciğer filmime bakan Hekim Efendi, durumun korona virüs ile ilgili olmadığını defaten anlatmasına rağmen, vesveseli kişiliğim buna bir türlü ikna olmuyor, içten içe bu yeni mezun taşra doktoruna öfkeleniyor hatta kin güdüyordum.

Bu huzursuzluğumu sezinleyen doktor, belki de biraz da benden korktuğu için ciğerlerimin bronşite ve astıma meyilli olduğunu açıklayan bir konuşma yapmış ve hemen ardından birkaç haysiyetsiz antibiyotik ile beni eve göndermeyi uygun bulmuştu.

Fakat heyhat, öksürüğüm azalmak yerine bilakis günden güne artıyor ve bu hönkürmelerim kırsal alanda pek çok hayvanatı ve nebatatı ürkütecek şekilde yankılanıyordu. Benim ise teessürden göğsüm kabarıyordu. Çünkü hayatımın hiçbir döneminde hayvanata ve nebatata ezayı seven o haşarı, hain çocuklardan olmamıştım.

Kayıt 3

Aslında benim dev boyutunda bir öksürüğe dönüşmem kimseye sürpriz olmamalıydı. Çünkü yörede bize “Öksürükoğluları” derlerdi. Büyük babam merhum Kolonyacı Ahmet Nuri Efendi ve onun büyük babası Musa Efendi öksürükleri ile yörede namlarını yürütmüş meşhur kimselerdi.

Bir rivayete göre her öksürüşlerinde tabaklar, çanaklar ve bilumum benzeri metal eşyalar çınlar, bardaklar ise çatlardı. Fakat ne gariptir ki hiçbiri benim gibi öksürüğe dönüşmemişti. Bu hale gelmemde kabahatli biraz bensem biraz ailem ve belki de biraz da cemiyet hayatı değil miydi?  Evet, beni bir öksürüğe dönüştüren bu içtimai hayatın renkli bir numunesi olan gılzet ve saffetinin ardındaki açmazların ta kendisiydi. İçinden çıkamıyordum, küçücük bir makam için en çirkin entrikalara bu kadar revaç verilmesi haysiyetime dokunuyordu. Artık körler, âlemin bahar hazanından bahsediyor, timsahlar gözyaşı için mendili satıp dileniyordu. -Evet, artık timsahlar gözyaşı dökmeyi bile zül sayıyordu, çünkü daha karlı bir iş bulmuşlardı: Gözyaşı dökenler için mendil satıp, dilenciliklerini gizlemek.- Alçaklar ise her zamanki gibi faziletten dem vuruyordu.

Kayıt 4

Babam kapımı tıklayıp kahvaltıya çağırdı. Artık tüm gerçekler en kıyıcı ve en alçaltıcı şekilde etrafa saçılacaktı. Hep gazetelerde okuduğumuz türden bir aile felaketi artık bizim de ailemizin başındaydı. İçerden sadece öksürme sesleri gelince, Babam kapıyı açtı, üstümde yorganı görünce, “Sana kalk demdim mi hayvan herif saat kaç oldu?” diye öfkeyle bağırdı. Ben ise cevaben sadece şunu söyleyebiliyordum:  Hönk hönk hönk ve hönk

-Bi’ adam olamadın, kalk dedim sana
-Hönk hönk
-Kalk yapılacak pek çok iş var
-hönk hönk
-Sabaha kadar telefonla oynarsan… böyle eşşek gibi yatarsın, kalk dedim!
-hönk hönk

Babama sadece öksürükle cevap vermem onu iyice çileden çıkarmıştı. Yatağıma doğru yürüdü ve tek hamlede yorganı çekti. Gördüğü şey kocaman korkunç bir öksürüktü. “Hain vahşi herif, Allah belanı versin” dedi. Sonrasın da öfkeyle oda kapısını üzerime kapayıp, dışarıya çıktı.

Tabii ki devam edecek…[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin