Hüseyin Safa Ak – Kayıtlar

3
243

 

TAŞRAYA DÖNÜŞÜM-ÜN KAYITLARI (2. BÖLÜM)

Kayıt 5

Korner golün nasıl yarısı, inanmak da başarmanın yarısı derler. O zaman bu öksürük olduğumu kabul etmekte sıhhate ve neşeye kavuşmanın yarısıdır… Demek isterdim ama değil.

İçinde bulunduğum durum olduğu gibi devam etmekte idi. Kendimi bir mutfak paçavrası, tahta bezi yahut nargile tıpacı gibi hissediyordum. Bu halden nasıl kurtulacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Benim gibi adamın başına bu işin gelmesi gerçekten olacak iş değildi. Yıllarca sağlık için envai çeşit tıbbı tedbirleri hayatımın merkezine alarak yaşamama rağmen geldiğim nokta pek trajikti. En sonunda insanlıktan çıkmış bir öksürüğe dönüşmüştüm. Daha da kötüsü, merhametten nasibini almamış bir babanın insafına terkedilmiştim. Bunun ne kadar acı bir tecrübe olduğunu tahmin edemezsiniz sevgili okur dostlarım.

Ah keşke eskisi gibi insan olsaydım. O vakit en azından intihar etme olanağım olurdu. Düşünüyorum da aslında insan olmama da gerek yoktu, ölümcül bir hastalık olsam da kafiydi benim için. O zaman belki ötenazi hakkımı kullanma fırsatım dahi kâbil olabilirdi. Fakat ben kimdik ki, ne bir insan ne de bir hastalıktım. Cemiyet hayatında hiçbir karşılığım yoktu, ne bir taziye ne bir geçmiş olsun gibi alâkalara muhatap olacak bir değer ifade ediyordum. Ben sadece -bu korona hadisesini saymazsak- insanı tedirgin bile etmeyecek grip gibi gayet osuruk bir hastalığın semptomuydum sadece. Özünde bir kanser yahut bir arpacık değildim ya da hepsini geçelim uyuz bile değildim. Altı üstü bir öksürüktüm ve öksürük olduğum için intihar etme iradem bile elimden almıştı.

Kayıt 6

Babama dönecek olursak. Gördüğünüz gibi babamız baba değil, bir biçerdöver makinesiydi adeta. Baba dediğiniz kişioğlu biraz vakur olur değil mi sevgili okur kardeşlerim. Hayat bu, insanın başına dert ve musibet gelmesi kaçınılmazdır. Peder beyinde ailemizin başına gelen bu korkunç, kahredici vakayı belâün hasen kabul etmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Değerli okur kardeşlerim, hepinizin de bilmediği gibi (ya da pek azınızın bileceği gibi) Tırmızî’de geçen bir hadise göre “En şiddetli belalara uğrayanlar önce peygamberler sonra da onlara en çok benzeyenlerdir.” Peder beyin peygambere benzeyenlere hiç benzemediği çok açık bir gerçekti. Onu bana ettiği cevr-u cefâlardan dolayı Auschwitz Toplama Kampı’da emeklilik hayli kuran kır saçlı gizli Yahudi bir albaya benzetmem hiçte yanlış olmazdı.

Kayıt 7

Peder beyin geçen hikayemizdeki öfkeli çıkışından sonra odanın içinde yalnız kalmıştım. Tam tamına on iki saat boyunca odama kimse gelmedi. Kimse beni ne arıyor ne soruyordu. Annem şu hayatta bana en fazla ehemmiyet veren insanlardan biriydi. O bile bir defa olsun odamın kapısını çalmamıştı. Sahi neredeydi bu kadın?

Biraz dışarı çıkmak istedim, öksürüklerinde sıkıldığını ve dışarı çıkmak istediğini acı ile fark ettim. Öksürük de olsam odam da mahpus kalmak izzet-i nefsime ağır gelmişti. O an hürriyetin büyüklüğüne bir defa daha şahadet ettim. İçimden Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ni okuyarak dışarı çıktım. Fakat dışarı çıkar çıkmaz adeta bir bomba dehşeti ile kıyametleri koparıyordum, öksürük sesleri scamları kıracak seviyeye gelmişti, eh ne de olsa bir öksürüktüm. Telaşla hemen odama dönecekken, birden babam karşımda belirdi.

Gayet kırsal bir eda ile “Seğe sola öksürmen demedim mi sana heyven,” deyip hakaretler yağdırmaya başladı. Evet, bu müstebit adam, öksürüğe dönüştüğüm için bana bu şekilde hakaret etmeyi kendine hak görüyordu. Fakat işin içinde sadece hakaret yiyerek sıyrılamayacağımı birazdan çok acılı bir şekilde tecrübe edecektim. Babam elinde ki yarım metre küp çamaşır suyu almış ve bu yakıcı kimyasalı keyifle üstüme boca etmişti. Ben ise bu kadar acıya daha fazla dayanamayacağım için babamın bu kıyıcı, insaftan yoksun tavrını iyiye yorma gayretine girerek. “Hıfzıssıhha ya da yenilerin tabiri ile bir hijyen faaliyeti olarak üstüme çamaşır suyu döktü herhalde. Ah canım babacığım,” diye içimden geçirmiştim. Ah! Ne safmışım. Bunu şahsıma yapılmış bir hakaret olarak algılamak istemedim, çünkü bu kadar acıyı kaldıracak kuvveti kendimde bulamıyordum. Takatsiz bir halde tekrar odama çekildim. Aslında oda dememeliydim, ayıp olur, artık orası benim için Külbe-i ahzan kabilinden bir sığınaktı…

Kayıt 8

“Peh! ‘Öksürmen’miş… ‘Öksürmeyin’ diyemiyor musun vahşi herif,” diye babamın yöresel lehçesine istihzada bulunuyor ve onu aşağılıyordum. Bundan da alçakça bir haz duyduğumu da itiraf etmeliyim. Babam bir rençper olmasa da o oturmuş o rahat lehçesinden nasıl tiksindiğimi tahmin edemezsiniz, sevgili okur. Ah Tanrım babam hakkında böyle düşündüğüm için ne aşağılık bir insanım ben, keşke hiç doğmamış olsaydım. Eminim ki cebimde üç beş kapik ile Nevski Bulvarı’nda yoksulluk içinde ölmek bu aşağılık duygulara kapılmaktan daha iyidir.

Fakat babamın lehçesine duyduğum bu tiksinti, aklıma şahane bir hikaye fikri getirmişti. Öksürmen demişti ya babam, ben de “Öksürmen” isminde bir süper kahraman hikâyesi yazıp bu süreci layığı ile değerlendirebilirdim.

Nezle olmuş bir Venüs’lü ile tokalaşan Fehmi, kaptığı hastalık yüzünden bir öksürüğe dönüşse ve bulaştığı insanlık düşmanı insanları öksürte öksürte öldürse…

Adam sen de Öksürmen’in hikâyesini kim dinlemek ister ki. Hatta bu adamda öksürdüğünü edebiyat sanıyor deyip üstüme çullanmaları da gayet olsa bir durum. Ama daha kötüsü de var tabii, babamın on kilometre öteden duyduğu öksürüğümü onlar duymazdan gelirler. Bu da bir nevi sükût suikastı değildir de nedir. Öksürmen konusunu biraz daha düşüneyim…

Kayıt 9

Odamdan salonu dinliyordum bir tartışmaya şahit oldum. Ev ahalisi korona virüsünden dolayı bakkala ekmek almaya kimin gideceğini tartışıyordu. İnsanlık olarak bugünleri görmemiz ne kadar hazindir. Ama bu günlere gelmemizde bizim, yani içinde bulunduğumuz cemiyet hayatının hiç mi payı yok. Evet musade ederseniz, yine cemiyet hayatına bir iki çift lafım var. Bakın dünya olarak ne hale geldik, varmak istediğimiz büyük insanlık ideali bu muydu? İnsanlar artık birbiriyle karşılaşmamak için yolunu değiştirir oldu. Hepimiz birbirimize aşısı yapılmayan sokak köpekleri kadar tedirginlik ve korku veriyoruz. Canım sokak köpekleri, kim bilir belki de, o sokak ton ton köpeklerinin ahı tuttu bizi. Cemiyet olarak, belki kuduzdur diye sokakta gördüğümüz birçok masum köpeğe su-i zan ettik. Onları görünce suratımız asıldı, hatta bunula da yetinmeyip el kol hareketleri ile “Hoşt lan it! Hoşt!” deyip korkakça yolumuzu değiştirdik. Suçsuz yere zemmettiğimiz, o köpeklerin ahının bizi tutmadığını kim söyleyebilir? Evet, insanlık olarak tekrar kaynaşmak için bilim adamlarının koronaya dair bir aşı bulup bizi aşılamasını bekleyeceğiz. Sevgiyle aşılayamadığımız kuduz kalplerimizi korona aşısı tedavi edecek mi? Bekleyip göreceğiz efendim.

Kayıt 10

Tıng tıng tında tıng tıng tıngda

Avludan saz sesleri geliyordu. Böylesi bir tecrit gününde saz çalmaya kim cüret eder diye odamın avluya açılan erguvan renkli güzel perdesini çektim, gördüğüm manzara ise beni şaşırtmadı. Bu kişi tabii ki de babamdı.

Bir sandalyeye oturmuş, elinde ise sazı vardı. Gözlerini bana dikti bu sırada sazını çalmaya devam ediyordu. Bir süre sonra o yöresel lehçesiyle -kendine Karacaoğlan’ın dedirtmeyi başarmış- Sayıloğulları’dan Hasan’ın nezle olduğu bir gün kaybettiği soğuk algınlığı ilacına yaktığı acıklı türküyü söylemeye başladı.

Sağlıktır cihanın varı
Çok öksürdüm kıldım zârı
Dostlar, şol içtiğim ilacı
Dünde görmedim bügünde

Babam bu türküsüyle beni üzmek istediği gün gibi ortadaydı. Bu kahredici manzaraya daha fazla dayanamayacaktım. Tam perdeyi kapatıyordum ki annem geldi babamın yanına. Sesimi anacığıma duyurabilmek amacıyla hemen öksürmeye başladım. Babam bu niyetimi fark edince hemen sesimi bastırmak için tekrardan sazına davranıp yüksek perdeden bir türkü daha söylemeye başladı.

Yeşil başlı gözel karım
Uçar gider göle karşı
Bulunmazsa kornaya aşı
İşte o vakıt karışır çarşı

Bre hey hey de hey gidi hey !

Annem türküyü duyar duymaz yerden yükselip uçmaya başladı. Havada daireler çiziyor, adeta dans ediyordu. Babam türkü söylüyor, annem ise kollarıyla kollarını çırparak havada süzülüyordu. Tüm kuvvetimle öksürmeme rağmen, ona asla sesimi duymuyordum.

Çok değil birkaç dakika sonra, annemin gözden kaybolmasını üzülerek seyredecektim.

Muhtemelen devam edecek….

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin