Hüseyin Safa Ak – Kayıtlar

Html code here! Replace this with any non empty text and that's it.

TAŞRAYA DÖNÜŞÜM-ÜN KAYITLARI (3. BÖLÜM)

Kayıt 7

Hayatın bana yeniden sıhhat ve afiyet vereceğine dair inancımı kaybetmek üzereyken, gökyüzünde annemi gördüm. Annem bir güneş. Canım annem. O an yolda gördüğüm ilk Ezidi kökenli Türk vatandaşına -Zerdüşt de olabilir emin değilim- sadaka verecek cezbeye gelmiştim. Annesini gökyüzünde gören her evlat gibi bu durumdan kıvanç duyuyordum. Oh evet işte annem tıpkı bir uçak gibi inişe geçiyordu. O an annemin elinde uzun beyaz bir cismin olduğunu fark ettim. Biraz daha dikkatli bakınca, bu cismin kımıldadığını hayret ile müşahede edecektim. Evet, bu beyaz önlüklü cisim bir doktordu. Annem doktoru yere bıraktı.

Acil ihtiyaçlarda halkımıza, ücretsiz kullanabilsin diye, devletimizin bedava dağıttığı doktorlardan biriydi. Bu doktorlar çok zor bulunduğu için bedava olmasına rağmen çok değerliydi. Annem de bir tanesini kapıp getirmişti buraya. Canım annem, demek öksürük olduğumu önceden beri biliyormuş.

Babam hemen dışarı çıktı, avlu da doktoru görünce ne yapacağını bilemedi. Benim öksürük olmamdan ötürü doktora biraz mahcup olmuştu. Neredeyse öksürük olduğum için doktordan özür dileyecekti.

Babamı şimdi boş verelim. Ah canım anneciğim bir Vermidon’u bile bulmakta güçlük çektiğimiz şu günlerde doktoru kapıp getirmişti. Bu doktoru bulabilmek için kim bilir kaç hastaneyi aradı. Malumunuz “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayalardır” pek güzel söz ama şu korona zamanı arama yapılmaz, insan kapar virüsü değil mi efendim. Ama annem aramıştı işe bulmuştu. Aramak insan hayatının en önemli eylemi olabilir. Mesela babam sadece kendini arar, o da sadece telefonunu kaybettiğinde. Sonra koltuğun altında ya da paltosunun cebinde bulur. Gördüğünüz gibi babamın kendini aramasının bilgelik arayışı ile alakası yok. Bana gelince, ömrüm boyunca bir şeyleri bulmak gibi bir niyetim hiç olmadı. Bulanlar arayalardır, amenna! Şimdi düşündüm de Ben de çok aradım aslında, hem de çok yorucu arayışlardı bunlar fakat bulmak için aramaya çıktığımı söyleyemeyeceğim, daha çok sabit, durmaktan sıkılmıştım.

Doktor bey anneme “İşim acil teyze, oğlun nerde yerini göster muayenesi yapayım,” dedi. Doktorun gözü önünde olmama rağmen, doktor beni görmezden geliyordu. Anacığım, “Önünde ya toktur bey görmüyor musun?” dedi. O an doktorun gözünde kırılan hayallerin parçalarının yere düşüşünü ağır çekimle seyrettiğimi söyleyebilirim.

Doktor “Teyzeciğim bu öksürük ama bir öksürük için kapıp getirdin beni buraya,” dedi. Babam, “Demiştim size, demiştim, sizi hainler, sizi vahşiler, koca devletin doktorunu düşürdüğünüz hale bak! Şimdi bu durumu sağlık bakanımız görse ne kadar üzülürdü,” deyip anacığım ile bana yükleniyordu. Sonra doktor bana döndü: “Ulan dürzü sen biçim anlatı kahramanısın, hadi tifo falan olmadın böceğe falan dönüşseydin bari.” dedi.

Babam ise o sırada Sağlık Bakanı’nın telefonda ki resmine bakıp hüngür hüngür ağlıyordu. “Gendini milletine adamış yüce gonüllü adam (gonülün ‘g’ si tabii daha genizcil bir tonda söylüyordu) biz sana bu hayınlığı nasıl yaptık nasıl!!!”

O an nedense çok öfkelenmişim. “Doktor bey, doktor bey! Gerçeklerle yüzleşemezsen gerçeklerin yıkıcı yüzü ile yüzleşirsin,” dedim. Doktor bu sözüme çok bir anlam veremediğini söyledi. Haklıydı aslında bu sözün anlatıda iyi duracağını düşündüğüm için buraya ekledim. Yoksa konumuzla bir alakası yoktu.

Az önce benim böceğe dönüşmeyi bile beceremeyen bir anlatı kahramanı olmakla itam eden doktorun gözlüklerini görünce dehşete düştüm. Bu Bezukhov’un gözlüleriydi. Birden kendimi kaybetmişim. “Sen doktor değil adi bir hırsızsın” diye bağırmaya başladım. Babam “höst ülen deyyus koca doktorla nasıl konuşuyorsun,” diye üstüme yürüdü. “Babacığım, gözündeki gözlük Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında ki kişilerden biri olan Bezukhov’a ait,” dedim. Doktor “Ne münasebet efendi utanmıyor musun benim gibi bir doktora iftira atmaya,” dedi.

Can havli ile hemen kütüphaneye koştum, Savaş ve Barış romanını aldım. Sayfalarını karıştırdım. Gördüğüm manzara karşısında şok olmuştum, Bezukhov’un gözlükleri yoktu. Ah canım Bezhukov, onunla ilgili birkaç sayfa okudum zavallıcık hayatı sorgulaması gereken sayfalarda küfür ede ede gözlüğünü aramaktaydı. Bu doktor kisvesindeki alçak adam; anlatı, hikâye, roman kahramanlarının eşyasını çalan aşağılık bir hırsızdan başkası değildi. Ve hesabı görülmeliydi.

Devam edecek…

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sepetiniz boş