Kültür Coğrafyamızda Küçük Adımlar: Tebriz…

0
72

Kontrol noktasındaki asker incelemeye fazla lüzum görmedi; mührü basıp, pasaportu uzattı: “Hoş gelmişsen gardaş…” Humeyni’nin, Hamaney’in resimleri, sakallı askerler, kafamdaki önyargılar sebebiyle içerisinde bulunduğum bu gergin bekleyiş; Türk olduğunu hiç tahmin etmediğim bu İran askerinin gösterdiği yakınlık dolayısıyla birdenbire son buldu. Çantalarımız dahi aranmadı ve İran tarafına resmen geçiş yaptık. Ayakçıların “Para lâzım mı? Maşın (araba) lâzım mı?” diye başımıza üşüşmesinden sonra yabancı bir memlekette bulunmadığımızı iyice idrak etmiştik. Bu toprakların son bin yıllık macerasından habersiz değildik elbet; yine de bu kadar bize yakın/bizden olacağını tahmin etmiyorduk. Bizi karşılayan soydaşımızla birlikte maşınımıza bindik ve Maku’ye doğru yola koyulduk.

Maku Türkiye sınırına yirmi dakika mesafede bulunan çok şirin bir Türk yerleşkesi. Dağların arasında kurulmuş olan bu güzel memleketin umum ahalisi Türk ve Türkiye’ye derin bir muhabbet besliyorlar. Üç tarafı dağlarla çevrili, doruklarda karların hâkimiyeti sürüyor. Ağrı Dağı olanca heybetiyle “arkamızın sağlam” olduğu hissini kalbimize ilham etmeye devam ediyor. Maku’dan Tebriz’e gitmek üzere ayrılıyoruz; şoförümüz genç ve hoşsohbet bir Türk: Ali. Türkiye gündemini çok yakından takip ediyor; muhabbet siyasete kaydığında kendinizi Ankara’da, İstanbul’da herhangi bir takside gibi hissediyorsunuz. Ali’nin muhabbeti bizim taksici muhabbetlerinin birebir aynısı.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here