Başlık Senden Can İçim

0
114

“İçine atmak” diye bir deyimin varlığını keşfettiğimden beri ve “yazma” sözcüğünün ne kadar özgürlükçü, ne kadar demokratik ve ne kadar ihtilâlci bir yapısı olduğunu kavradığımdan beri…

Yazıyorum, yazmıyorum!

“Yazma” hem bir isim-fiil hem de olumsuzluğu emreden bir dilek kipi! Dengesizliğin hükümdarı olabileceğim, tünlerin geçmediği, künlerin bıçak gibi keskin ve parlak olduğu hayatım, bu iki eylem arasında gelgitlerle geçti. Ortaokul günlerimin ilk zamanları da bu “dengesiz denge” politikasını hayatıma uygulamanın sancısıyla doluydu. Yeni insanlarla tanışma -ki bu benim umurumda bile değildi- ve onlara alışma süreci, benim gibi ve bu yaşta nihilist bir yavrucuk için çok zor bir zanaattı. Yeni insanlarla tanışma ve anlaşma sürecinin tesiri ile 13 yaşındaki bir kıza cinsel arzu duyabilen 60 yaşındaki bir yaratığın kucağına bırakılan kız çocuğunun hissettikleri arasında hiçbir fark yoktu benim için. Pekâlâ en sevdiğim kızın, en sevdiğim futbol takımında santrafor olduğuna inanabilecek yaşta idim. Lânet olasıca zaman!

Aileme gurur veren, mahallede parmakla gösterilen bir karneye sahip olmamın mükâfatı olarak; gün aşırı 30 saat direksiyon sallayan babam tarafından 30 numara, her birinin altında 10 adet plastik vida olan Sportaç marka bir futbol ayakkabısıyla ödüllendirildim. Sorun şu ki yeni alınan futbol ayakkabılarını utandığım için 10 gün giyemedim. İlk giydiğim gün, en nefret ettiğim mevki olan kaleye geçtim. Herkes bana bakıyor zannediyor, kale önünde çiğnenmiş çimler gibi hissediyordum kendimi.

“Ayakkabıların çok güzelmiş.”

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin