Kendi Koşan Atlar

0
79

Bu öyle bir hayat. Burası öyle bir dünya işte. Rüzgâr ekenler fırtına biçiyor. Fırtınalar ekicilerin çocuklarını, değilse de muhakkak torunlarını savuruyor. Bense yürüyorum. Bazen etrafımı gözleyerek, bazen civardaki hiçbir şeyi görmeyerek, başım önüme eğik yürüyorum. Dünya etrafımda önünü ilikliyor, bazense beni görmezden geliyor, nadiren de hiç iplemiyor. İnsanlar konuşuyor. Yürüyor, konuşuyor ve koşuyor. Koşanların rüzgârı yollardan toz toprak kaldırıyor. Bazen etrafta göz gözü görmüyor. Göz gözü görmeyince gönüllerden haberleşmek gerekiyor. Gönlün muhatabını bulması o kadar zor ki. Derin bir düşüş, derin bir sükût, derin bir yalnızlık. Böyle olması gerekiyorsa olur elbette ama belki de böyle olması gerekmiyor. İnsan bir benzer sese muhtaç. Sâdece iç sesle görüşmek insanı belki de delirtiyor.

Vadiler dolusu nehirler… Nehir kenarlarındaki paralel yollardan atlar koşuyor. Lâhuti bir orkestra çaldıkça her şey daha da bir siyaha boyanıyor.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin