Deminden Şimdiye: Wells’in Zaman Makinesi ve Düşündürdükleri

0
53

Kabine girdim, kolu çevirdim ve zamanda yolculuk başladı. Biraz sonra lise yıllarımdayım. Bizim mahalledeki gazete bayilerine gelmediği, benim de her hafta Karşıyaka’ya gitme fırsatım olmadığı için cuma gününden arkadaşıma tembihlediğim o derginin sayfalarına bakıyorum. Genelde yazar biyografileri ele alınırdı ama arada tek tek eserlere de yer verilirdi. K Edebiyat idi adı. Derginin kendine has mizanpajında milattan sonra sekiz yüz bilmem kaç bin milyon, milyar, sen bu parayı sen ne yaptın (Melek Subaşı’na selamlar!) yılında, bir kuyudan bir şeyler çıkıp insanları yakalayıp yiyormuş. İşte bundan bahseden bir kitaba dair yazıyı okuyorum.

Yıllar sonra, bir tanıdık sayesinde tanıştığım Maraş’taki Sahaf Mustafa Amca’nın dükkânında önüme yazarı George Wells olan bir kitap çıkıyor. Yıllar önce hakkında bir yazı okuduğum ve aklımda detayları hayal meyal kalan kitap olduğunu ilk anda fark etmemiştim Zaman Makinesi’nin*. Çünkü bir gün zaman makineleri yaygınlaşsa bile bindiğinde zamanında para yüklemeyi unuttuğu için akbili/kentkartı yetersiz bakiye verecek adamlarız biz. Aklımız gelgeç…

Konuyu dağıtmadan zamanda dalgalanmama devam ediyorum. Zaman kavramı, eski gazetelerle kaplı püskümüş nesnelerin kokusunu verir gibi oluyor. Bir anda kendimi yeniden Zaman Makinesi’nin kabininde buluyorum. Kabin eski, terk edilmiş bir müzeye dönüşüyor. Wells’in Zaman Yolcusu el ediyor oradan. Bana mı el kol yapıyon lan, gibisine dikleniyorum. Oralı olmuyor, tahminim bulaşmak istemiyor. Kurguya böyle böyle girmiş bulunuyorum…

***

Şimdi romana dair spoylır vermeden kısaca özet geçeyim. Dayının biri, biz ona romandaki gibi Zaman Yolcusu diyeceğiz, bir zaman makinesi yapar ve -hay elinin ayârını… dedirtircesine- 802701 (Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir) yılına gider. Orada, Eloiler ve Morlock’lar olarak insanlığın iki temel ırka ayrıldığını görür. Önce Eloiler, yeraltı fabrikalarında Morlock’ları köle gibi çalıştırarak yukarda şen şakrak bir medeniyet kurarlar. Sonra, artık çalışma ve gelişime ihtiyaç duymadıkları için vücutları küçülür ve savunmasızlaşırlar. Morlock’lar ise yeraltında beyaz tüyleri ile âdeta bir çeşit maymun gibi yaşamakta ve sâdece et bulmak için ve yine sâdece geceleri yeryüzüne çıkabilmektedir. Yine vücutları küçük ve zayıf bir ırktır, gözleri yeraltına göre evrimleştiğinden ışığa dayanıksızdır. Spoylır vermeden, asıl drama hiç girmeden; katilin uşak olduğunu sezdirmeden yapabileceğim en iyi özet bu sanırım.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin