Kavga Günleri

0
83

Meselemizin kritiğini yapabilmemiz için, insanın ne ile yaşayacağını bilmemiz icap ediyor. Bedeline sâhiden de râzı mıyız? Doğruya, iyiye ve güzele ulaşmak niyeti sonrasında; yanlış, kötü ve çirkin, olanca ağırlıyla hissettiriyor kendisini.

Hayat, tezatlarıyla yığılıyor üstümüze…

Nasıl yaşıyorsak, öyle düşünüyoruz. Nasıl düşünüyorsak, öyle yaşıyoruz…

Savaş, kafalarda ve kalplerde devam ediyor; şiddetiyle…

Düşünen, karar veren ve anlamlandıran bir varlık olarak insan, maksat için her yolu yürünebilir kabul ettikçe kıyıyor varoluşuna. Konuşan hayvan, yahut politik hayvan, yahut ekonomik hayvan olarak tanımlanışı ise, üretim-tüketim keşmekeşine hapsolmasından ibâret. Besbelli ki vahşileştirilebileceği gibi, ehlileştirilebiliyor da.

Dünya, olduğu gibi durmuyor; durağan değil. Neler ve kimler değişmiyor ki? Hayatın dinamizmi, öyle ya da böyle, yerle bir ediyor kurulu düzenleri.

Şüphesiz, insan emeğinin karşılığını alıyor. Emeğin kutsallığı, bu yüzden… Fakat başka bir dünyanın mümkün olabileceğini tasavvur edemeyenler, doğal olarak, daha iyisine lâyık olamıyorlar.

Hatırlayalım. Seneler evvel, dünyada açlık sorunu yaşayan insan sayısının 1 milyarı geçtiği açıklanmıştı. Fakat açlık meselesini mideye indirgemediğimiz takdirde karşılaşacağımız milyarlara karşı da hazırlıklı olalım. Mezardan ötesini hesap etmek kaydıyla, cümle âlem, bilinçli bir dünyevîleşmeye muhtaç anlaşılan…

Nesnelere bağımlı kılınma hâli olarak zenginliğin, söz konusu yoksullukla olan sıkı ilişkisine dikkat etmeli. Çünkü yoksulluk, kişinin cebinde değil, içinde. Bedenen kuvvetli olmak, dayanıklılık açısından nasıl yeterli değilse; aç kalmamak için bilgi, silâh ve para yetmiyor, yetmeyecek de.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here