RAFAEL MUSA

0
22

Yaz saati uygulaması başlayınca her sabah tam 07.15’te güneş ışıkları evimin ön balkonundan girip odaları işgal etmeye başlar. O dört metrekarelik küçücük çıkma balkon, güneş ışıklarının amfibi komandoları gibi doluştuğu bir çıkarma üssüne döner her sabah. Dört yıldır “Bu balkona bir çatı veya veranda yaptırmak şart” diye kendi kendime söylenirim.

Tam dört yıl önce bu vesileyle Rafael Musa ile tanışmış oldum. Basit, gösterişsiz ve tek amacı sabahın o ilk ışıklarının içeri dolup da uykumu bölmesini engellemek olan bir veranda yaptırma mâcerasına atıldığımda asıl görevi hastabakıcılık olan, boş zamanlarında da ek iş olarak demirci ustalığı yapan Musa’yı benimle tanıştırmışlardı. Araya tanıdık sokup ucuz iş yaptırma hevesiyle dâvet ettiğimde, Musa gelip minicik balkonda bir saate yakın keşif yaptığında, ayaklarım yavaştan karıncalanmaya başlamıştı. Musa, daha önce aldığım fiyatların dört katı kadar fiyat çektiğinde ise ellerin uyuşmuş, gözlerim şaşı olmuş, dişlerim kilitlenmişti. Dayanamayıp başladım saydırmaya: “Yâhû dört profil atacaksın, iki OSB yatıracaksın, bir de şıngıl sereceksin Musa. Biz Rönesans’tayız da sen de Rafael misin koçum? Senden Sistine Şapeli’nin tavanını yapmanı istemedim!”

Huyum da değildir ama niyedir bilmem, havalı konuşup süslü cümlelerle kelâm-ıkibar yapasım gelmişti o an. Bizim Rafael Musa biraz bozulmuştu ki yüzündeki hafif ekşime, yanaklarının gerilip kaşlarının dikilmesiyle belirginleşmeye başlamıştı.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here