Gürkan Canpolat – Kayıtlar

0
101

2. Kayıt

Her evde kalış, bir başka kalışları düşündürtmeye itiyor insanı. Her göz kırpışın bir mânâsı var sanki, her hareket, tıkırtıyla başlayan her ses… Bir de şu: her eşya kendi idraki ile mi burada duruyor sanki? Masanın üzerinde birikmiş hâlde duran kitaplar, bir ısrarla aldığım 2018 yılına ait Saatli Maarif Takvimi -henüz asılmamış, bir yaprağı bile eritilmemiş-, çelikten imâl bir adet muşta, beyaz Ferrari makam koltuğu, raptiyeler, 8 adet kırmızı renkte boyanmış iki metrelik kitaplık, üşendiğimden açmadığım kargo kolileri, her sabah, öğle ve akşam özenle boşalttığım küllük, fil tabloları, fil bibloları, ‘90 yılına ait bir pop kaseti ve daha niceleri… Her birine tek tek sormak isterdim burada olduklarından memnun olup olmadıklarını. Sırf bu yüzden bile Süleyman olmak ister insan.

Odanın lambasını söndürüp abajuru yaktığımda, pembe perdelerle birlikte kırmızı kitaplıklar bir kızıl görüntü tadı veriyor, onu fark ettim. Eşyanın sırrını anlamaya çalışmak boşuna. Âdem oğluna bonus olarak geldiğine düşünüyorum bunun. Hem zaten ilk insan Âdem de değil, bu kesin. Hangi insan iradesi bir patatesin yetişme şartlarını bilebilir ve ilk patatesi üretmeyi başarabilir? Hangi akıl organik dilleri -Bâleybelen müstesnâ- oluşturabilir? Hangi kadın bilebilir bu kadar leziz yemek yapmayı ilk doğduğunda?

Haberi olmadan kredi kartından çekilen bir ödeme gibi atılmış insan bu dünyaya. Bir adım sonrası günah, bir adım berisi can sıkıntısı. Sağlama almak gerek bâzı şeyleri: Allahuâlem!

1. Kayıt

Sessizlik birini yolcu etmeye benzer. Yolcu edilenler hep sevilerle uğurlananlar değildir elbette. Behemehâl yaşamalıyız. Yolcu ederken de sessizce beklerken de. Ama sessizlik epey büyük çığlıkların küçük kavanozlara hapsolması gibi bir şey.

Kütüphânenin sol üst köşesinden sarkan ve sürekli düşeyazdığı için en sonunda üzerine daha ağır bir kitap konularak geçiştirilen bir hayata benziyor benimki. Kırık dökük yamalarla erilen bir yaş, sessizlikte tütsülenmiş yalnızlık, yalnızlığın üzerine biçilmiş en güzel kaftan: sellemehüsselam!

Mahşerin hangi atlısı vebayı saldıysa çorak topraklardaki köylere, iyi etmiştir diyemiyoruz. Bu kadar uzak olmamalı hem ölüm bizim için. Sevilerle, sevgililerle kurulan kompozit bir çağın savunulacak en büyük dürtüsü yaşamak olmasa gerek. Daha ne için yaşadığımızı bile bilmiyoruz. Düşünenler bir adım daha atmaya korkuyor, Allah’a soru sormaya çekiniyor. Allah’ım, sen affet onları ama daha çok konuş benimle.

İnsan nihayetinde anlamalı yalnız olduğunu, üstelik bu yapmacık ev hapsi dönemlerinde şuuruna kazımalı bunu. Takviyeler gerekirse, Peyami Safa’nın Yalnızız’ına kulak vermeli mesela: “Her sıkıntı bir isyan hazırlığıdır. Ruhta başlayan bu hazırlık vücudun hastalanması şeklinde organik bir isyana çevrilir.” O hâlde isyan, isyan, isyan!

Kalktım; bir isyan planının detaylarını çizmeye uğraştım, bir sigara yaktım, beceremedim. Okunacak ne kadar çok kitap, izlenecek ne kadar çok seyir var, vazgeçtim.

Sessizlikte gözlerimi kapatıp kendi kendimi yolcu edeyim, en güzidesi bu olur zira.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin