Yaratıcı Merkezli Bir Çevre Etiğine Dair Notlar

0
71

Kısaca malumun ilânı: Batı’nın Aydınlanma serüveni, aklın kutsanarak insanın dünyanın merkezine yerleşmesiyle taçlandı. Bilimsel bir sistematikleştirme için faydalı olan kavram ikilileri hiyerarşik bir düşünüş biçimine dönüştü. Aklı duygunun, kültürü doğanın, erili dişilin karşıtı (ve ondan üstün) olarak kabul eden Batılı düşün; tarih yazımından pozitif bilimlere kendisini bu ve benzeri ikicilikler [düalizm] üzerinden inşa ve var etti. Batı’nın bu düşünsel serüveni; insan zihninde organik görüşün yerini mekanik görüşün almasına yol açtı. Yâni doğa artık, içinde -birlikte yaşanılan, parçası olunan değil; hükmedilmesi gereken, insanın yararına biçimlendirilmesi gereken bir şeydi. Doğanın insanın karşısındaki olarak, yâni düşman olarak kurgulanmasını Sanayi Devrimi takip etti. Bugünkü çevre sorunlarının temeli, Batı’nın o gün kirlilikten geçilmeyen sanayi kentlerinde atıldı. Doğal varlıkların tahribatının ve kirliliğin yalnızca yaşandığı yeri ilgilendirmediği, gelecek kuşakları, türleri, biyolojik çeşitliliği, dünyanın her yerindeki her insanı etkilediği gündeme gelse de, küresel kapitalizm çevre sorunlarına bir başka boyut kazandırdı. Bugün sermayenin araçsallaştırdığı devlet sistemlerinin sarmalında, doğal varlıkların ve yoksulların sömürüldüğü bir düzen tarafından çepeçevre kuşatılmış durumdayız. Küresel sermaye, devletlere nüfuz ediyor ve kendi kârını maksimize etmek için yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlıyor. (Cargill yasası tartışmalarını hatırlatalım.) Hâkim paradigmanın kalkınmacılık olduğu tüm dünya sathında süreç sürekli olarak doğanın ve özellikle yoksul toplulukların aleyhine işliyor. Peki süreç nasıl? Örnek olarak küresel şirket, yerel-konvansiyonel üretimin yapıldığı bir arazide hak iddia ediyor; yasal düzenlemelerin de desteğiyle muradına erişiyor. Yerel geçim ekonomisinin yerini küresel rekabet alıyor; kadim bilgelik yerini endüstriyel üretimin ve kârın maksimize edildiği bir sisteme bırakıyor; bölgeye özgü türlerin yerini genetiği değiştirilmiş türler alıyor. Hem yörenin insanları, hem kadim yerel bilgi, hem de türler -ekosistem- zarar görüyor; yâni zenginliklerimiz, hem topraklarımızı hem de dağarcığımızı terk ediyor.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here