Yaşlılık

0
83

Bu sabah da gözlerini aynı horultuyla açtı. Başını sağa doğru çevirip baktı uzun uzun. Günden güne eskiyişini düşündü yanındaki kadının. Onu ilk gördüğü andan emekli olana kadar, güneşte altın gibi parlayan sarı uzun saçları, bembeyaz ve pürüzsüz teni ve biçimli vücut hatlarıyla her gece Ferruh’un rüyalarına giren kadındı Vahide. Oysa şimdi kısacık kestirdiği bembeyaz saçları, lekeli ve sarkık yanakları ve gün geçtikçe kalınlaşan varisli bacaklarıyla sâdece Ferruh’un sinirlerini bozuyordu. O günlerden geriye bir tek Vahide’nin iri misketleri andıran menekşe rengi gözleri kalmıştı.

Çalan alarmla dağıldı bütün düşündükleri. Kendisini uyandıran horultu da kesildi ama yüreği soğumadı Ferruh’un. Yüzünü buruşturarak:

“Ne bok yemeye kurulur bu saat arkadaş, emekli maaşını haketmek için mi!” diye homurdandı, gözleri mahmur kendisine bakıp gülümseyen Vahide’ye. Sonra doğrulup banyoya gitti.

***

Bu sabah da gözlerini aynı alarm sesiyle açtı. Neden kurduğunu bilmediği bu alarm, çalıştığı günlerden kalma bir alışkanlıktı. Gözlerini açar açmaz kendisine baktığını gördü yanındaki adamın, gülümsedi. Yanındaki adamsa homurdana homurdana yataktan kalkıp banyoya gitti. Vahide’nin yüzündeki tebessüm biraz ekşimiş de olsa silinmemişti tamamen. İçinden “sana da günaydın ayım benim” dedi.

Banyoya gidene kadar süzdü Ferruh’u arkasından. Yavaş hareketlerine, iyiden iyiye seyrelmiş ve beyazlaşmış saçlarına, kamburlaşan sırtına baktı. Sonra gözü komodinin üzerindeki yıllar geçtikçe camları kalınlaşan gözlüğe ve renk renk ilaç kutularına ilişti. Bu denli ilgiye ve bakıma muhtaç yaşlı adam ne de sempatik geliyordu Vahide’ye.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here