Temmuz 2016 – Sayı 5

0
136

Yazılar

Kohenler ve Leviler

Yazının başlığı doğrudan doğruya Yahudilikle ilgili bir konuya işaret ediyormuş gibi görünse de aslında insan davranışlarının özüne ilişkin bir vurguyu mündemiçtir. Çoğu defa bu türlü konuların, içeriklerin ve kavramların, farklı anlamlara bürünmesi yüzünden bir sis perdesi arkasında gizlendiği de söylenebilir. Müphemliğin vermiş olduğu belirsizlik anlamayı zorlaştırmak bir yana bambaşka mecralara doğru meyledilmesine de yol açar.

Velhâsıl Dardayız

Zaman ilerliyor. Saatler, günler, haftalar, aylar… Dakikaları saymıyorum. Ne önemi var? Zaman ilerliyor. Yaşlanıyoruz. Ölüyor, dirilmiyoruz. Zaman ilerliyor. Biz sayıyoruz. Uğrunda savaşılacak bir dâvâ arıyoruz. Bulduğumuzu sanıyor, inanıyoruz. Sonra, bir ümitsizlik dayanıyor kapımıza… Çalıyor, kapı çalıyor. Açmıyoruz. Gizlenmişiz bir köşeye, karanlıkta, kurşunî bir karanlıkta bizi çağıranın, bize seslenenin, bizden olmadığını biliyor, îmân ediyoruz…

Sinema Üzerine Okumalar: Sinema Nedir? / André Bazin

Uzun süredir, her yerde farklı şekillerde karşıma çıkan bir sorunun cevabı için nitelikli bir yanıt arıyordum; sinema nedir? Bu konuda çok fazla okuma yapsam da genellikle daha yakın tarihte yazılmış ve bilhassa işin prodüksiyon yönüne daha fazla önem veren, Amerikan sinemacıların perspektifiyle hazırlanan kaynakları tükettiğimi fark ettim. Avrupa akımlarına, farklı sebeplerden ötürü (ister istemez) biraz mesafeli durduğum için, aradığım soruların yanıtlarını bir bir veren André Bazin'in geleceğe miras bıraktığı aynı adlı eserden ancak yeni haberdar olabiliyorum.

Kronolojik Türk Müziği Notları- II

IV.Murad’ın vefat ettiği 1640 yılından başlayıp Lâle Devri’nin son bulduğu 1730’a kadar uzanan yaklaşık yüz senelik süreçte, bir önceki Şarkî etkilerin tam aksine, Batılı barok ve rokoko tesirler ile Türk mûsıkîsinde tam bir başkalaşım ve sentez yaşandığını tespit etmekteyiz. Ve bu enteresan dönem, geleneksel Türk musıkîsi sürecinin “klâsik dönem”i olarak adlandırılmaktadır.

Yalan Söyleyen Sosyal Medya Utansın!

Dibâce veya ilk Türk’ün nidâsı: “Aaa!” Târihte, olmayan şeyleri olmuş gibi göstermenin, edilmeyen lâfları farâzî kuruntularla edilmiş gibi varsaymanın nitelikli(!) örnekleri de vardır. Biliyorsunuz; ilk Türk, “Aaa!” demiştir. Bunu Atatürk’ün meşhur teorisi sâyesinde öğrendik. Bununla birlikte Atatürk, “Türk jenisinin (dehâsının) bir ürünü” ve halk iştikakçılığının yüksek başlarca savunulmuş numûnesi olan Güneş Dil Teorisi saçmalığını ortaya atarken kendinden menkûl çıkarımlarla hareket etmiyordu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here