Velhâsıl Dardayız

0
655

“dilce susup

bedence konuşulan bir çağda

biliyorum kolay anlaşılmayacak

kanatları kara fücür çiçekleri açmış olan dünyanın

yanık yağda boğulan yapıların arasında

delirmek hakkını elde bulundurmak”

 

Zaman ilerliyor. Saatler, günler, haftalar, aylar… Dakikaları saymıyorum. Ne önemi var?

Zaman ilerliyor. Yaşlanıyoruz. Ölüyor, dirilmiyoruz.

Zaman ilerliyor. Biz sayıyoruz.

Uğrunda savaşılacak bir dâvâ arıyoruz. Bulduğumuzu sanıyor, inanıyoruz. Sonra, bir ümitsizlik dayanıyor kapımıza… Çalıyor, kapı çalıyor. Açmıyoruz. Gizlenmişiz bir köşeye, karanlıkta, kurşunî bir karanlıkta bizi çağıranın, bize seslenenin, bizden olmadığını biliyor, îmân ediyoruz…

Dayanıyoruz. Bizi mahkûm etmeye bilenmiş kör talihlilere, direniyoruz. Sanırım onlar için üzülüyoruz. Doğrusu da bu mu?

Ahvalimiz kötü, vaziyetler fiyasko… Bir çıkış bekliyoruz, mağaranın dibindeyiz. Taş büyük… Işık sızacak ama güneş doğmadı henüz! Mehdi mi? Ne alâka?

Bir şey olacaksa, bir şey…  Bunu biz yapmalıyız. Gözbebeklerimiz büyümeden, çığlıklarımız velveleye dönüşmeden, zamanını beklemeden, Tanrı’ya havâlesiz bir şeyler yapmalı. Ama bizden ama sizden…

Çok mu lekeli kalbimiz? Kararan sâdece madenci yüzleri mi? Hiç mi ar yok kuzum sizde? Etraf gazino aydınlığı…

Bakın! Bir çocuk yaklaşıyor. Elinde bir kitap… Parmakları ince uzun… Kitap tutuyor, piyano değil… Ya şu köşedeki? O sıska! Ne enteresan değil mi? “Çocuklar ne korkunç Allah’ım?” Doğurup doğurup salıyorlar sokağa!

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin