Oğuzhan Murat Öztürk – Kayıtlar

0
1858

7. Kayıt

Stefan Zweig üçüncü ve son kez Amerika’dan Brezilya’ya yolculuk yaptığında, bu yolculuğun son yolculuğu olduğunu biliyor muydu? Eski karısı Friderike’ye 1941 Eylül’ünde “Birbirimizi belki de bir daha asla göremeyeceğimizin farkında mısın?” demiş olması en azından Zweig’in kafasına intihar düşüncesinin yerleştiği şeklinde okunabilir. Belki de Sadık Hidayet’in bir hikâyesinde dediği gibi “İntihar sonradan karar verilen bir şey değildir. Bu duygu intihar edenlerde doğuştan mevcuttur”. Ve Zweig’in 19 yaşında yazdığı bir şiirinden bir mısra: “Ruhumun yalvar yakar dilediği şeyi, yarayı saran ölüm yerine getirebilir bir tek”. Ne var ki ikinci karısı Lotte ile birlikte Petropolis’teki evlerinde yatakta uzanarak Veronal adlı ilaçtan şişeler dolusu içerek intihar edecekleri 1942’in 22 Şubat’ına henüz vakit vardır. Zira kendisi gibi mülteci bir yazar olan Carl Zuckmayer’e; “60 yaş. Bence bu kadarı yeterli” diyen Zweig, elindeki son çalışmaları bitirmeye uğraşmakta, 30’ların en popüler yazarı, eski akıcılığında olmasa da hâlâ üretmeye devam etmektedir.

Zweig’in son kitabı Satranç’ın kahramanı tıpkı Zweig gibi Amerika’nın kuzeyinden güneyine doğru yolculuk eden bir gemide okurun karşısına çıkan Dr. B’dir. New York’tan Buenos Aires’e doğru seyretmekte olan geminin yolcuları gemide kendileriyle beraber meşhur bir satranç oyuncusu olduğunu fark edince işler keyifli bir hâle gelmeye başlayacak petrol zengini McConnor para karşılığında oynayan ünlü şampiyonun karşısına dikiliverecektir.  Mirko Czentovic adlı şampiyonun karşısına dikilen yalnızca McConnor değil satrançtan iyi kötü anlayan bütün yolculardır. Czentovic’in rakipleri karşısındaki umursamaz ve küçümseyici tavrı başta McConnor olmak üzere bütün satranç meraklılarının keyfini kaçırsa da şampiyona karşı oluşan kolektif direnç 24. hamlede son bulmuş oyunu Czentovic kazanmıştır. Fakat McConnor’un pes etmeye niyeti yoktur. Bir oyun daha…

İkinci oyun başlar. Kolektif bilinç şampiyona karşı bu kez daha başarılı. Tek bir hamlede vezir çıkarma şansları mevcut. Oy birliğiyle bu hamleye karar verip karşılarında oturmaya dahi tenezzül etmeyerek denizi seyreden şampiyonu masaya çağıracaklar. Tam bu sırada heyecanlı ama kısık bir ses duyulur:

“Tanrı aşkına! Sakın yapmayın!” Meraklı bakışların döndüğü kişi Zweig’in son kahramanı Dr. B.’dir. Dr. B. heyecanla kendisine çevrili bakışları teskin etmeye çalışır:

“Şimdi bir vezir kazanırsanız, hasmınız onu derhal c1’deki fil ile alır, siz de at ile geri alırsınız. Fakat hasmınız bu arada serbest kalan piyonuyla d7’ye gider, sizin kalenizi tehdit eder ve siz atla şah deseniz bile kaybedersiniz, dokuz ya da on hamle sonra işiniz biter. Bu, 1922’de Piest’any’deki büyük turnuvada Alehin’in Bogolyubov’a karşı kurduğu oyunun neredeyse aynı.”

Dinleyenleri hayrete sürükleyen bu sözler üzerine Dr. B., McConnor’un oyun danışmanı haline gelir ve onun tavsiyeleri sonucunda McConnor Czentovic’le berabere kalmayı başarır. Şampiyonun sarsılmaz kibri yerle yeksan olmuştur.

Ertesi gün Czentovic’in karşına çıkan Dr. B.’dir. Satranç tahtasını adeta kare kare ezberlemiş bu tuhaf adam Czentovic’i ilk oyunda pes ettirecek bir başarı gösterse de ikinci oyunun ortalarında garip bir sinir buhranına girerek oyunu bırakacaktır.

Dr.B.’nin bizlerle benzeyen çok yönü var dostlarım. O da bizim gibi bir mekâna kapatılmış bizden farklı olarak uğraşabileceği bir hobi olmadığından tesadüfen eline geçen bir satranç kitabındaki 50’li karşılaşmayı sürekli okumaktan ezberlemiş bir kurgu karakter.

Onun o son sinir krizini tetikleyen, satrancın, o insanlığın bulduğu en müthiş zekâ oyununun ona mahkumiyetin mücessem hale getirdiği mahrumiyet durumunu hatırlatmasıydı. Bizse SS subayları tarafından kapatılmamış olsak da tıpkı Dr. B.’ninkine benzer bir zorunluluk halinin sinir bozuculuğuyla boğuşuyoruz. Belki evvelden edinmediğimiz alışkanlıklar ediniyor ve endişe dolu geçmesi muhtemel anlarımızı dindirmeye çalışıyoruz.

Ama bu süreç zor. Çok zor. Sinirlerimiz yıpranıyor. Mantık silsilemiz zarar görüyor. Söz gelimi ben, pırasa yemeyerek annemi cezalandırdığım zannının saçmalığı bir yana böyle bir tavra gerek duyma ilhamımı oluşturan koşulları sadece kendim yaşıyormuşum mânâsına gelecek hoşgörüsüzlüğümü sorguluyorum. Ama olay yaşanıp bittikten çok sonra… Gerçekten de kafamda bir öfke bulutu benimle beraber dolaşıyor. Aytmatov’un Cengiz Han’a Küsen Bulut’undaki gibi… Aymatov’un Cengiz Han’ı o bulutu küstürdüğünde hayal kırıklığı içerisinde Batı seferini yarıda bırakarak Doğu’ya geri dönmüştü. Ben kafamdaki o bulutu küstüremediğim için hayal kırıklığı yaşıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin