Göktürk Ömer Çakır – Kayıtlar

0
131

2. Kayıt

Günleri karıştırır olduk. Çatı katında Hasan’la bir yandan rakıları yuvarlarken bir yandan da iş yapıyoruz, sosyal mesafeye riayetkârız: O senaryoda, bense tuhaf tuhaf kalem işlerinde. Kadıköy sokaklarını ve sahaflarını gezmek, Bahariye’de kahvesini içip aldığı kitapları evde okşamak ve pazar günleri Oğuzhan’la İstanbul’un mutena köşelerine düşmekle eğlenen bu çalışkan romancı, karşımda Tekirdağ Altın Seri’yi överek iç çekiyor ve haftanın hangi gününde olduğumuzu net bir şekilde cevaplayamamanın ıztırabıyla içiyor. Kovid-19 dehşetinin türlü sosyal boyutlarının da konuşulduğu, henüz ışığın görülmediği günlerdeyiz. Evlerine tıkılan Çinlilerin boşanmak konusunda da bir salgın başlattığı rivayet ediliyor. Bu Yecüc Mecüc ırkının aynı küçük odalarda karı koca hâlinde yaşama becerisinin düşüklüğü herhâlde Cenabıhakk’ın bir lütfu. Uyumlu çiftler olarak bir de kamusal teşvik görseler yeryüzünü nasıl şiddetli bir virüs gibi istila edeceklerini çok iyi biliyoruz. Umay’ın sesi geliyor alt kattan: Ayşe Abla’sıyla görüntülü sohbette. Hepimiz konferans görüşmelerin, Skype’ın, Zoom’un, Whatsapp aramalarının ve canlı yayınların müptelası olduk. Aslında belki de daha fazla sosyalleşiyoruz. Ayrı kalmak hepimizin ağrına gidiyor, gadre uğramışız, öyle böyle değil. Görünmez bir mikrop ağzımıza sıçmış. Çıkmamız lazım bu cendereden. İçtikçe daha da renkleniyor Hasan’la musahabemiz. Lili Marleen türküsü çalarken Hasan bir yandan Kemal Tahir’in Atatürk husumetinden bahsedip romanlarından pasajlar aktarıyor. Bir ara Kemal Tahir Vakfı’na yeniden gitmemiz gerektiğini tekrar edince, oradaki ihtiyar gençler tarafından nasıl votkayla tuş edilip yaz sıcağında derbeder olduğumuzu anımsıyoruz. En azından bir araya gelip oturmak, yemek, içmek konusunda ürpermediğimiz güzel bir yazdı. Geçen yazdı işte. Tekrar öyle yazlar görebilecek miyiz?

1.Kayıt

Bugün pandeminin memlekete giriş yapışının kaçıncı günü bilmiyorum; ama Bostancı-Kabataş motorunun keyif ehli ahalisi iyice seyreldi. Koca motorda cam kenarı için seri hamlelerle kapışan beyaz yakalılardan sadece altısı bugün yoldaydı. Bu sayede hem işe gidiyoruz hem de sosyal mesafemizi korunaklı bir şekilde tesis ediyoruz. Kabataş iskelesinde megafonuyla insanları “Günaydın!” diyerek karşılayan, ismini bilmediğim ama vapurlarda yıllarca dinlediğimiz Burhan Demircan’ın tilmizi olduğunu bildiğim abi de ortalıktan çekildi. O çoğu zaman ikrah getirdiğimiz kalabalığı özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin