Kop Cephesi Destanı

0
82

Kayısıların savdığı, elmaların kızarmaya başladığı, sıcak bir yaz gününde, bir Cuma vakti, Kalaycı Hilmi, kasabanın dar, uzun çarşısında merkebi Kıymetli’sinin üzerinde mareşal edasıyla zuhûr etti.

Kahvehanelerin önünde taburelerine tünemiş, namaz vaktini bekleyen ahali hemen ayaklandı. Kimi koştu, Kıymetli’nin yularına yapıştı, kimi karşısına geçip asker selâmı verdi, kimi eğildi elini öptü. Herkes onu sağa sola çekiştirdi ama o kararlı adımlarla Kambur Cemal’in kahvehanesinin yolunu tuttu. Kahveye girer girmez hemen altına bir sandalye çekildi; dama, tavla şakırtıları kesildi. Altmışaltı oynayanlar kâğıtları bıraktı; masalar, sandalyeler düzeltildi, çaylar ısmarlandı ve çok geçmeden Kalaycı Hilmi’nin etrafında kocaman bir halka oluştu.

Kahveci Kambur Cemal, tezgâhtan bağırdı:

─Çaylar taze!

Kalabalıktan biri bağırdı:

─Hilmi Dayı’nınki beş şekerli olsun!

Az sonra Kambur Cemal çayın yanında bir tabak kesme şekerle geldi. Kalaycı Hilmi, taşana kadar bardağı şekerle doldurdu ve usul usul karıştırmaya başladı.

Herkes pür dikkat onun söze başlamasını bekliyordu ama o, işi ağırdan aldı. Önce bardağın dibindeki erimemiş şekerden çay kaşığıyla alıp ağzına attı, yalandı. Üstüne höpürdeterek çayından bir yudum aldı. Kalpağını çıkardı. Mendili ile alnının terini sildi.

Her zamanki giriş cümlesiyle hikâyesine başladı.

─Sene 1330.

Kop Dağı’nda Urus ilen cenk ediyoruz. O zaman ovada bahar ermek üzere ama dağda kar hâlâ belimde. Baktım, Urus’ta çıt yok. Şüphelendim.

Dedim: Ulan bu Urus kar, kış demeden top atışlarıyla anamızı ağlattı. Lakin epey vakittir ses etmiyor.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin