“KÖK BÖRÜ” Filmini Seyrettiniz mi?

0
130

Merakla beklediğim “Kökbörü” filmi, Kırgızistan’da Eylül ayında gösterime girdi ve ilgiyle izlenmeye devam ediyor. “Annemi Arıyorum”, “Selam New York”, “Bişkek Seni Seviyorum” gibi filmlere imza atan Kırgız yönetmen Ruslan Akun yönettiği film, Kırgız-Kazak ortak yapımı. Ünlü isimlere ilk kez bir filmde rol alan halkın içinden yüzler ve gerçek “Kökbörü oyuncuları” eşlik ediyor. Açıkçası filme kurgu, çekim ve oyunculuk kalitesi bağlamında yüksek beklentilerle gitmemiştim. Ama film ilerledikçe çekim tekniği ve kalitesiyle beni şaşırttı. Kurgu olarak da gâyet iyiydi. Oyuncular, filmin konusu itibarıyla gerekli olan doğallığı, hikâyenin içinde başarılı bir şekilde taşımışlar, yâni filmde ata binmeyi öğrenmiş “aktörleri” değil, “Kökbörü oyuncularını” seyrediyoruz. Çekim, kurgu ve oyunculuk gibi hususlar eğer başarısızsa çok iyi seçilmiş bir tema harcanabilir ya da kötü seçilmiş bir tema bu unsurların başarısıyla çok güzel işlenebilir. Ayrıca bu tarz filmler için en büyük risk, ilk kez ele alınan bir “temayı” seçmeleridir; başarılı ya da başarısız olmaları pamuk ipliğine bağlıdır. Sinema tarihinde ilk kez Kökbörü oyunu tema olarak seçilirken bunun farkında olan Ruslan Akun, teknolojiyi abartıya kaçmadan kullanarak ve ayrıntılara titizlik göstererek bu riski iyi yönetmiş. Neticede Kökbörü filmi, tüm risklere rağmen, oyunun dünyaya tanıtılması için son derece kaliteli bir yapım olmuş. Filmin müzikleri de çok başarılı ve Kökbörü’nün ruhunu son derece güzel yansıtıyor.
Kökbörü oyunu, 10’ar yahut 12’şerden müteşekkil iki takımın, başı ve kolları kesilmiş, 40 ile 60 kilo arasında bir ağırlığı olan oğlağı, sahadaki, “kazan” olarak tabir edilen, iki kuyuya ulaştırma ve içine bırakma mücadelesidir. Kökbörü’nün vazgeçilmezi olan atlar özel olarak yetiştiriliyor ve böylece hem sahadaki mücadeleye hem de binicisiyle ve takımıyla bir bütün olmaya alışıyorlar. Atlar binicileri kadar önemli, çünkü bu oyunda biniciler kadar atların da güç, sezgi ve hız sahibi olması gerekiyor. Oyunun felsefesinde “birlik, disiplin ve birlikte hareket etmek” var. Bireysel başarının olmadığı bu Kökbörü, geleneksel Türk savaş oyunlarından biri. Hâliyle atların kişnemesi ve tozu dumana katması, oyuncuların haykırışları, iki takım oyuncularının atlarını birbirlerine sürüp engellemeleri, çarpışmaları, düşmeleri gayet doğal… Bu bir savaş oyunu; şiddet bu oyunun içinde. Binicinin düşüp bir yerlerini kırması, kaşının başının yarılması ya da atın sakatlanması bu oyunun içinde olağan durumlar. Düşünün, oyuncusunuz, yerdeki 40-60 kiloluk oğlağı atın üstündeyken kaldırıyorsunuz, sonra oğlağı atınızla ayağınız arasına sıkıştırıp, ağzınızla atın kemendini tutup, bir elinizde oğlak bir elinizde kamçı at üstünde hızlıca “kazana” ulaşmaya çalışıyorsunuz… Bu esnada rakip takımın oyuncuları da aynı süratle sizi engellemek için üzerinize at sürüyor… Ancak bu şiddetin kuralsızlığa dönüşüp, oyunun mertçe sürdürülmesine gölge düşürmemesi için hakemler hem saha içinde hem saha dışında görev yapıyor. Oyuncular da, çocukluktan beri, bu oyunun gerektirdiği mertlik ve yiğitlik değerleriyle yetişiyor, aksi bir davranış hoş karşılanmıyor.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin