Geldi Yine Eylül… Ve Benim Ayaklarımdan Sehpaları Çektiler…

0
276

Bak yine geldi Eylül. Boynuma urganlar geçirirler sanki ard arda. Nefesim kesilir gibi olur, ciğerime saplanır bir bir isimler. Sûretler doluşur gözlerime de, gözlerimi âdeta kör eder. Bir ağrı çöker yüreğime, cüssem ezilir; boğazımda düğüm düğüm sızılar birikir. Bilmezler! Sanki ayağımın altından sehpalar çekilir…

Birkaç ölüm gördü gözlerim. Canımdan, kanımdandılar. Birkaç mezar taşını sevdim. Ve birkaç mezarın toprağını avuçlarımın içine alıp da yaşlarımı o topraklara bırakıverdim. Sandım ki sızıları hiç geçmeyecek olan bir tek onlardı. Çocuk yaşlarımdı. Sandım ki ancak kanımdan, canımdan olanlarda duyarım ölümün ince sızısını. Sonra sonra anladım: Hiç bilmediği hayatlara da sızlarmış insanın yüreği. Hiç değmediği ellere, hiç görmediği yüzlere, hiç duymadığı seslere gidermiş aklı… Kanından olmayanların da mezar taşlarını severmiş insan, topraklarını avucunun içine alır da gözyaşı dökermiş. Kanından olmayanlar, nasıl da canından oluverirmiş! Büyüdükçe anladım…

Bak geldi yine Eylül. Yine “ah”lar dolaşıyor dilimde. “Keşke”ler sarıyor geceden sabaha dönen saatlerimi. Mezar taşlarına bakıp da içimin hiç sızlamayacağı zâlimler seni de kirlettiler Eylül! Seni zihnime, “zulümlerin kara ayı” diye eklediler. Barış deseler de barışamam şimdi seninle. Ne seninle ne seni kara ay diye zihnime ekleyenlerle…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here