Araf; Delilik ve Dâhilik Arasındaki

0
59

İnsan varlığı, deliliğe gönderimde bulunmaksızın anlaşılamaz. İnsan, özgürlüğünün sınırı olarak deliliği içinde taşımaksızın insan olmaz.

Jacques Marie LACAN

(Fransız psikanalizci)

Kime göre deliyiz ve neye göre akıllı?

Normal olmamak, anormal olmak, neyi ya da kimi baz alarak?

Uç noktalardaki görüşlerinde hep beni çeken bir şey oldu. Belki de beni çeken şey; aşk ile nefret, umut ile umutsuzluk ve delilik ile dâhilik arasındaki ufuk çizgisiydi. Farkında bir delilik normal bir insan için gâyet makûl çünkü deliliği anlamamız için dengemizi kaybetmeden delirmemiz şart.

Bir şeyi ya da kişiyi anlamadığımız zaman, anlatabileceğimiz ve anlayabileceğimiz şekilde “Deli bu!” diyerek aşağılar “ben”imizi yüceltiriz. (Çünkü bu kolay.)

Akıllı olsaydı elbet anlardık değil mi, yâni anlamadığımıza göre deli olmalı. Onun kapasitesi bizim kapasitemize yetişmiyorsa cümleden kapasitesiz kalsınlar inşallah.

Lacan, deliliği “aşağılık, mantık yoksunluğu” olarak algılayan geleneksel psikiyatrik teorilere karşı yıkıcı bir tutum sergilemiştir. Sosyal problemlerin psikiyatrik problemler gibi maskelenmesine çok kızmış ve “tedavi, iyileşme” gibi kavramlara meydan okumuştur.

Lacan için analiz yapmanın tek kuralı; hiçbir kural olmaması idi. (Baba; büyüksün!)

Psikanalizin kurumlaştırılmasına ya da egoyu güçlendirmeye yönelik tekniklere yüz vermezdi. Ona göre; rutinleştirme, psikanalizi psikanaliz olmaktan çıkarır ve aslında güçlendirilecek “sağlam” bir ego da yoktur. Resmi psikanaliz dernekleriyle görüş ayrılığı yüzünden ilişkilerini kesip, 1964’te kendi okulunu açtı çünkü o yel değirmenlerine karşı tam bir Don Kişot’tu.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here