ANKARA AYAZI

0
55

“Nasıl da soğudu birkaç günde hava. Kasım değil de ocak ayı sanki…” diye söylendi Turhan. Kurtuluş Parkı’nı henüz yarılamıştı. Ankara rüzgârı, üzerindeki cekete yok muamelesi yapıyordu. Ciğerlerinden gelen öksürüğe, parktaki köpeklerin ulumaları eşlik etti. Her zaman olduğu gibi bu saatte bir Turhan bir de köpekler kalmıştı parkta. Güvenlik görevlileri kulübelerinde, sobanın başında yerlerini almıştı bile…

Turhan parkı bitiremedi. Elindeki valiz kurşun gibi ağırlaşmıştı. Bir bankın kenarına ilişip nefes aldı. Ellerinin kanı çekilmiş gibiydi. Oturmak yorgunluğuna iyi gelse de üşümesini arttırmıştı. İstemsizce ayaklarını sallamaya başladı. Bir yandan ellerine hohlarken, bir yandan yine eve siftahsız dönmekte olduğunu düşündü. Neyse ki bekleyeni yoktu. Aç yatmak zor olmasına zordu da, ya bakmak zorunda olduğu bir kadın hatta el kadar sabiler olsa ne yapacaktı?

“Yok be! Fena mı olurdu, gittiğimde bir ses, bir nefes olsa evin içinde?” dedi kendine. Her zaman olduğu gibi, kendi cevapladı: “Olurdu ya, hem de çok fena olurdu… Hanım, çocuk kısmı kapıyı açınca evvela eline bakar evin reisinin. Bu kitap dolu valizden başkasını göremeyince tahammül edebilecek miydin o bakışlara Turhan Bey?” Cevabının ağırlığını bankta bırakıp hemencecik kalktı. Tekrar yüklendi valizini.

Nihayet Kurtuluş Parkı’ndan çıkıp, yolun karşısında geçmişti. Her zaman olduğu gibi kalp atışları hızlandı. Yıllar gözlerinin önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Anlı şanlı Mülkiye’nin önünden geçiyordu; bir zamanlar öğrencisi olduğu okulun. Turhan bu sahneyi belki bin belki de on bin kez yaşamıştı. Ne umutlarla gelip kaydolmuştu hâlbuki okula. Daha o günlerde adı Kaymakam Turhan olmuştu köyde…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin