Ah Ulan Ferat

0
31

“Okey attı,” dedi “gerizekalı okey attı.” “Ne okeyi ulan?” dedim. Elindeki telefonun ışığı gözündeki güneş gözlüklerinin camına vurmuştu. Aldığı okeye rağmen eli açmıyordu. Gözlüklerinden ıstakasını okuyabiliyordum. Okeyi geri atıp ortadan bir taş çekti. Cağaloğlu yokuşundan Sirkeci’ye doğru iniyorduk. Yokuştaki insan trafiğinden yürümekte zorlanıyorduk. Birbirimize çarptıkça ceplerimizden masadan çaldığımız okey taşları dökülüyordu. O an içinde bulunduğumuz dünyanın sanal mı gerçek mi olduğunu irdelemeye başladım. Ferhat’a döndüp baktım. Çenesini göğsüne yapıştırmış oyun oynamaya devam ediyordu. Doğubank’ın arasından girip Yeni Cami’nin önüne doğru çıktık. Güneş gözümü almaya başlayınca ben de güneş gözlüklerimi taktım.
Cami önündeki banklardan birine kurulduk. Gelip geçen insanların telâşı içerime bir burukluk ahvali taşıdı. Sivil trafik polisleri Uber avında yol kesmekteydi. Ceza yememek için yalvaran özel taksi şoförleri, daha özel araçların içerisinde kendilerini daha da özel hisseden yolcularının arabayı terk etmesinden endişeli. Kestaneci büyük puntolarla yazdığı fiyat listesinde sözelcilerin yine aklını karıştırıyor besbelli. Yüz gram kestane on lira. İki yüz gram kestane yirmi lira. Üç yüz gram kestane otuz lira. İnsan ister istemez üç yüz gram kestanede bir iltimas düşlüyor. Hayat adâletini kestane tezgâhlarında bile göstermiyor.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here