Bir İdealistin Not Defterinden

0
32

Eski evler… Ahşap ve tahtalarla donanmış, kerpiç ve çamurla yoğrulmuş. Mayası tıpkı insan gibi toprak ve ana direkleri ağaçtan olan, içindeki insanlarla nefes alıp veren, yaşayan evler, eski evler. Yıllar sonra, “Nasıl yaşamışız buralarda?” dedirten, ama karşısına geçip bakınca insanın burnunun direğini sızlatan, eski evler.

Kışı ayrı, yazı ayrı hikâye olan evler. Kışları bir odasına sığınılıp, bir soba başında ısınılan; yazları ise adeta yayla gibi her tarafı püfür püfür esen evler.

“Nasıl yaşamışız?” dedirten, çünkü hırsızın zorlanmadan girebileceği sâdelikte ve güvenlikte olan garip ama cesur yürekli evler.

Nerden çıktı bu yazı? Bugün bu evlerde yaşamışlarla yapılan sohbetten sonra… Ve bu evlerdeki ayrı ayrı değil sırt sırta yaşanan hayatları ve kışları koyun koyuna yatan kardeşleri düşününce, şimdinin özerklik ilânı gibi ayrı odalardaki aile fertleri otelden farklı bir hayat mı yaşıyorlar acaba? Ve diz dize değerek ve bazen yanındakinin dizine kolunu koyarak oturulan samimi sofralar.

Evde bir hengâmenin kopmasına ve yakında yüksek ne varsa üzerine çıkılmasına sebep olan, birden bire peydâlanan malûm haşaratlar.

Sobalar ve kışları yataklara konmak üzere ısıtılan tuğlalar. Bol bol ve cömertçe paylaşılan yokluklar. Gelen misafire daracık odalarda serilen yer yatakları. Bugün geniş evlere sığdırılamayanlar o zamanlar daracık odalara nasıl da sığıyormuş.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here