Yeşim Monus – Kayıtlar

5
496

3. Kayıt

Uyandım. Saat 7.15.

Bir dakikalık bir düşünme süresinde tüm günümü planladım. Fırlayıp kalktım yerimden. Saate en son baktığımda 5:35 idi. Bir film izliyordum uyuyakalmışım o ara. Bir saat kırk dakika! Neyime yetmez. Uyandım ve planladım hayatımı. Artık yeter! Teslim olmayacağım bu tuhaf duruma.

Gardırobu açıp ne giyeceğim diye bir iki bakınıp bir kot bir gömlek çıkardım. Oyalanmadan ama acele de etmeden makyajımı yaptım. Saçlarımı topladım. Takılar! Takısız olmaz. Yüzük ve küpe muhakkak olmalı. Aralıklı oruç diyeti yapıyorum ve kendimden çok memnunum. Aynada baktım kendime, iyi, iyi beğendim. Dört bilemedin beş kilo daha verirsem şahsıma madalya takacak kadar ileri gidebilirim. Bu aralıklı oruçlu diyet güzelmiş. Öğlene kadar kahve falan içiyoruz. Kahvaltıyı atlıyoruz. Öğlen gibi ye, akşam sekizde kapanış. Öğlen 12 aslında açılış ama mümkün olduğunca sarkması iyi, o kadar durdun bir saat daha dur. Arada su iç, çay iç, kahve yahut sen bilirsin gari.

“Bu küpe iyi mi Tarçın?” İyi iyi. Sever Tarçın sallantılı küpeleri. Az çizmedi yüzümü küpeyle oynayacağım diye. Tarçın benimle konuşuyor demiştim değil mi? Sen nelere kâdirsin corona! Saat 7:40. Erken mi ki? Biraz kitap okuyayım bari. “Haberleri aç,” diyor Tarçın ama yok! Neme gerek. Habercilerin ağzında sakız olmuş aynı konulardan bunaldım. Sosyal medya desen daha da beter durumda. Yalan yanlış haberler, komplo teorileri, karamsarlar, aşırı iyimserler, her kafadan bir ses. Resmen kaos. Bu kâbusun ilk başlarında Ebola virüsünden ölen birini corona diye video yapıp koymuşlar onu izledim istemeden. İstemeden tabii! Bir anda bir video oynamaya başlıyor ve dehşetle donup kalıyor insan. Hastanın ağzından burnundan kulağından kan gelen o video ile hayatım zindan oldu. Sonra öğrendim bir tür psikopatlık mağduru olmuşum ama elimden gelmiyor unutmak. Bakmayacağım, kim ölmüş kim kalmış. Bu ne canım böyle! Kalktım giyindim, süslendim. Bu gün her şey normalmiş gibi hareket edeceğim.

“Şu yaptığın normal mi yani?” dedi Tarçın. Ne var ki anormal? Gayet normal bence! Hep yaptığım şey. Aynaya bakınca kendimi tanıyamıyorum kaç zamandır. “Hafta sonu şekerim bu gün. Günlerden pazar! Sabahın körü! Bu kılık kıyafet, saç baş, makyaj normal mi yani?” Tüm kediler manyak. Bilen bilir. Bilmeyen ne kaçırdığını gerçekten bilmiyor. Yazık! Kedisi olmayanlara diyorum yazık diye. Gerçi bana da yazık. Kedi değil eşkıya! Haklı da bir yandan. Pazar sabahı olmayaymış iyiymiş. Yine de bozuntuya verecek değilim.

Tarçına pazar şiiri okudum.

Önce hikâyeyi anlattım. Antep’i dedim, düşman işgal etmiş, Antepli direniyor. Biri var korkak, saklanıyor köşe bucak. Derken saklandığı yerden ak bir taşın altına saklanmış bir kara yılan görüyor. Ve tabii yılanın kafasını çıkarmasıyla bir kurşun gelip yılanı deviriyor. Saklanan adam atılıyor ortaya!

“İbret al, deli gönlüm,
demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.” (*) diyerek varıyor düşman üstüne!

Eyyy corona! Alçak corona! Al sana kötü söz, al sana bomba!

“Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atılınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde yediler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olana:
KARAYILAN dediler.”

Yaa! İşte bu da kulağına küpe olsun! Biz kazanacağız!

(*) Karayılan’ın Hikayesi/ Nazım

2. Kayıt

“Benim yalnızlığım köpek yalnızlığı
Sürer bütün sokakları boyunca dünyanın
Nereye varsam
Orada yalnızlığı beni bekler bulurum.”
Ümit Yaşar Oğuzcan

Uyandığımda mutluydum. Saat kurmuyorum artık. Kaçta uyanırsam kalkıyorum. Bugün uyandığımda her şeyi unutmuştum. Sana da olur mu öyle? Çok kötü şeyler yaşanmış, mutsuzluktan ağzın burnun hoşaf olmuştur ama işte uyandığında birkaç saniye, çok şanslıysan on saniye bile olabilir, hiçbir şey kalmamıştır aklında. En geç on birinci saniye hatırlarsın tamam da o gaflet ve delalet anları ne güzeldir, bilirsin değil mi? Öyle unutmuş, öyle kaygısız, öyle mutlu uyandım. Tek sıkıntı bacağımın üstünde uyumuş olan Tarçın Monus yüzünden ayağımın uyuşmuş olmasıydı. Sonra Tom ve Jerry’de o korkunç sessizlik anında yere yavaş yavaş düşmekte olan o iğnenin çıkardığı gürültüyü o çinnnkkkkkkk ya da tiiiiinnnkkkk sesini duymuşçasına her şey sona erdi, huzur dağıldı. Günaydın Corona! Olsun birkaç saniye de olsa unutmak güzeldi. İnsan unutamasa yaşayamaz diyen ünlü Türk düşünürü her kim ise -ben miydim yoksa- teşekkür ederim kendisine.

“Sosyal mesafe araçlarından biri de araba olamaz mı?” dedi Tarçın öğleden sonra. Tarçın benim sevgilim. Birbirimize aşığız biz ama bu kadar iç içe olmuşluğumuz yoktu daha öncesinde. Ev hapsi başlayınca ilk günler mutlu oldu. Kucağımda uyumak, kitabı tutacağına beni sev mânâsına gelen kitap ısırma faaliyetleri, bilgisayarın üstüne yatıp çalışmama mani olmak gibi işlerle keyifleniyordu. Bir gün, iki gün derken sürekli uykudan uyandırılıp canhıraş sevilmeye, kucaklanıp oda oda gezdirilmeye bozulmaya başlamıştı ki kendisine çeşitli kıyafetler giydirme gayretlerimle dananın kuyruğu iyice koptu. Normalde ben onunla konuşurum, baktı benden kurtuluş yok o da benimle konuşmaya başlayıp arabayı bir sosyal mesafe aracı olarak önerdi. Kızıma dedim ki “De haydi!” O da bunalmış, “Tamam,” dedi. Ev kıyafetimle saçlarım tülermiş bir vaziyette çıktım evden. Köyde oturuyorum ben. Dardanos Köyü, Dardanel de derler. Troyalı Helen bizim gelin olur. İki kilometre ötedeki Güzelyalı Köyü’ne doğru gideceğim. Arabayı çalıştırırken nasıl heyecanlandım anlatamam. “On altı gün oldu,” dedi kız. Makul sınırı aşınca altı, on altı, yüz altı… Fark etmez. Bende film koptu zaten. Yerleşkeden çıkıp sağa kıvrıldım. Emekli olunca gidip yerleşeceğin o balıkçı köyü var ya orası Güzelyalı işte. Arkası orman önü deniz köy kaldı mı istila edilmemiş, kaldı! Güzelyalı nasıl ıssız. Sokaklar, bahçeler boş. Normalde bu mevsimde herkes bahçesinde çiçekler ekiyor, güllerini buduyor; bir iki deli var denize girmeye Mart’ta başlayan, onlar deniz sezonunu açmış olmanın mutluluğuyla kumsalda dikiliyor; komşular ellerinde çiçek fideleri bahçelerden birbirlerine çiçek ikram ediyor olurdu. Şen kahkahalar çınladığı sokaklarda köpekler tok gezerdi. Bir neşe olurdu köyde, kedilerin duvar başlarına sıra sıra birikmesiyle. Kimse yok ortada. Bahçeler öksüz, kediler suratsız ve köpekler aç! Bakımı yapılıp suya indirilecek tekneler hâlâ yatıyor sahil boyunca. Allah belanı versin Corona! Karanlık limana kadar gidip döndük. Arabada bulunan mamanın hepsini döktüm çocukların önüne. Yeter mi? Yetmez tabii…

Köpek yalnızlığını içimde hissederek döndüm eve.

1. Kayıt

“Oysa herkes öldürür sevdiğini
Kulak verin bu dediklerime
Kimi bir bakışıyla yapar bunu
Kimi dalkavukça sözlerle”
Oscar Wilde

Kaçıncı gün bu gün bilmiyorum. Ne yapayım, sayayım mı? Sigarayı bıraktım ben bir zaman önce, onu bile saymadım.  Bir zamandan kasıt ne? Belki bir ay belki iki, saymadım. Söylemesi ayıp Paris dönüşü bıraktım sigarayı, kaç gün oldu saymadım.  Paris güzeldi. Çinlilerden köşe bucak kaçıp bozkurt yaparak virüsten de korundum. Gerçi Coronan’ın peşimden gelmesi çok sürmedi ama olsun.

Tedbirler alındı hemen. Çok hevesliydim. Üniversiteler tatil dediler, öğrencilerime iki gülücük üç smayli ile sevgilerimi sunup üç hafta yetecek kadar kitabı dizdim başucuma. Hatta fazlasını… Kahveyi dolaba yığdım, kitapları buraya, sigarayı bıraktığıma hayıflanmadım desem yalan olur. Aman neyse zamanlama uygun düşmediyse de sigarayı bırakmak için asla uygun bir zaman olmaz zaten.

Kargodan son gelen kitaplardan David Eagleman’ın Ve kitabını okudum. Ölüm sonrası kırk hikâye… Aşağı yukarı tüm hikâyeler “öldükten sonra …” diye başlıyor. Kendimizi bir bekleme salonunda buluyoruz, ya da cenazemizi izlerken bir ağaç altında. Ya hu sırası mı şimdi ölümden bahsetmenin, tavsiye ederim aslında, çok zihin yakan bir kitap ama sürekli ölümümden sonrasını hayal ettiriyor bana, bitti çok şükür.  Nicedir duran Türk Mektuplarını okumaya başladım sonra. Başladım ama bitirebildim mi? Yooo, orada da Sultan Süleyman zamanındaki veba salgını var. Türk mektuplarına ara verip kızımın elinden “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” nu aldım. Kadının oğlu ölmüş iyi mi, grip salgınında hem de! Mektubu yazıp bitirince de kendisi ölecek sanırım. Onu da bıraktım. Ey Corona! Baktığım her yerde seni mi görüyorum acaba. Türk mektupları tekrar elimde… Kaç gün oldu başlayalı? Bilmiyorum ama bu gece bitireceğim. Yarın David Efendi’nin Incognito / Beynin Gizli Hayatı adlı eserini okuyiciim. Amin.

Sabaha kahve ile başlayıp sonra çaya geçiyorum. Geceyi kahveyle kapatıyorum. Kaç gibi? Bilmiyorum, bir ara. Gece gündüz karıştı. Keşke sigarayı bıraktığımı ilan etmeseydim. Ben çıkamıyorum, kimse de bana sigara getirmez. Bugün T aradı beni. Ondan isteyecektim ama o da Ankara’da. Kargo yapardı aslında ama ona da sinirlendim. “Dışarı çıkma belediye yaşlıları topluyor! “ dedi. Terbiyesiz. Siyah Palto Giyen Adamlar diye bir ekip var. Onların whatsup grubuna girmişim nasıl olduysa. Onların yazışmalarını okudum. S var orda. Ona taktım kafayı. Ne yapacağım? Bilmiyorum. Buluruz bir şey.

Neyse. Oscar Wilde diyordum. Herkes öldürür sevdiğini diyor. Tabii ki öldürürüz. Öldürdük netekim kaç kez. Şeytan oynatan çocuklar vardı bir ara, bir ıslık çal, bir besmele çek, bir ıslık, bir besmele… tıpkı öyle işte öldürüp öldürüp dirilttik sevdiğimizi de ben onu demiyorum. Öldürmenin türlü yolları var diyor Oscar. Oscar diyorum kusura bakmasın artık. O şairse ben de yazarım ne yapayım. Ülkesi küçük bir hükümdarla dünyanın en geniş topraklarına sahip bir hükümdar arasında hükümdarlık açısından bir fark yok değil mi? İkisi de taç takıyor nihayetinde. Oscarcığım ilham verdi bana. Herkes öldürebiliyorsa sevdiğini sevmediğini niye öldürmesin? Hem yaşlıyım hem astım. Bu virüs bana gelirse beni götürür zaten. O zaman ben bıçakla, hançerle ya da sözlerle öldürecek değilim sevmediğimi. Liste yaptım bu gün. Hepsini tek tek dolaşıp onlara şiir okuyacağım.

Oysa herkes öldürmek ister sevmediğini
Kulak verin bu söylediğime
Kimi bir kurşunla yapar bunu
Kimi bir, bir bir H A P Ş U U U UUUUUUU

5 YORUMLAR

  1. Yeşim hanım herzamanki gibi kaleminiz harika ,çok güzel bir yazı olmuş ,sağlıklı daha güzel günlerde görüşmek dileği ile devamını bekliyoruz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin