Toparlan, Berlin’e Gidiyoruz Okuyucu! Yıl 1945…

0
269

“Bugün önce bir film seyrettim ve sonra akşam saatlerinde nüfus cüzdanımı bir süreliğine kaybettim.” Bu okuduğunuz cümle, bir “facebook paylaşımının” ilk cümlesiydi ve bu cümleden sonra yazılanlar okuduğunuz yazıya dönüştü. Çünkü bu paylaşımdan sonra Ragıp ağabeyle konuştuk, “bu paylaşımı genişlet dergiye yaz” dedi. Dergiye bu ay başka bir yazı düşünürken, ağabeyimizin dikkatini çeken bu paylaşımı yazıya dönüştürmeye karar verdik. Fakat burada önemli olan, okuyucuya anlatacağımız hikâyenin, onun ciğerine de dokunmasıydı. Sonuçta modern zamanlarda yaşıyoruz hocam; “Bir film seyrettin de ne oldu yani?” derler adama… Hayatı son derece hızlı yaşayan bir okuyucuya, üstelik hayatı hızlı yaşadığını bilmese de, biraz ağır olması gerektiğini belirtip, bir filmin hikâyesini anlatıp, beğenmesini sağlamak zor iştir… Öyle tabiî, hızlıdır bizim okuyucumuz, hızlı çevirir sayfaları… Onun için bu başlığı attım. Hayatta eften püften bir sürü bombardımana mâruz kalan okuyucunun dikkatini çekmek için. Toparlan okuyucu!

Bu arada yazımız, Erkan Oğur türkülerinin ama özellikle “Eşrefoğlu Al Haberi” türküsünün eşliğinde yazıldı. Benim marşımdır bu türkü, vay ki vay… “Bahçe biziz, gül bizdedir” diyor, müthiş… Erkan Oğur’a bin selâm!

Neyse, hani demiştim ya; “nüfus cüzdanımı bir süreliğine kaybettim” diye, sonrasında nüfus cüzdanımı buldum. Sinir bozucu bir durum; nüfus cüzdanını, evin yahut arabanın anahtarını, herhangi bir evrakı, ne bileyim meselâ bir kitabı kaybetmek… Neyse, Allah’tan bir saat içinde bulduk.

Filme gelince, “Berlin’de Bir Kadın” adında, Alman yapımı, 2008 tarihli bir film. Bilirsiniz, 2. Dünya Savaşı filmleri genelde Hollywood merkezlidir, dolayısıyla “Alman bakışı” yoktur. Almanların yenildikleri savaşla ilgili film yapması fikri zaten son derece farklı bir hâdise, hem çarpıcı hem de “öteki” açısından 2. Dünya Savaşı’nı algılamaya alışmamış sinemaseverler için orijinal bir durum. Film genel olarak “Berlin’in Ruslar tarafından işgalini” ve Almanların vatanlarını, ordularını, onurlarını ve namuslarını nasıl kaybettiklerini konu ediyor. Film Rusların Almanya’yı nasıl dümdüz ettiklerini anlatılırken özellikle Rusların tecavüzlerine uğrayan Alman kadınların yaşadıklarına odaklanıyor. Filmin ana karakteri eğitimli, kariyer sahibi bir Alman kadın gazeteci iken kocası da bir Alman subayı… Olaylar da bahsi geçen kadın gazetecinin penceresinden anlatılıyor. Filmin senaryosu, işgalin ardından yayınlanmış bir kitaba dayanıyor, hikâye gerçek… Kitap yayınlandığında müellifin adı gizlenmiş. Yayıncılar kitapta anlatılanın hayli tepki alacağını öngördükleri için bu yola başvurmuşlar, nitekim  “Alman kadınlarının onurunu zedelediği” gerekçesiyle kitap hayli sert tepkiler almış. Öyle iç karartan ayrıntılar var ki filmde, işgale, tecavüze, yıkıma, savaşla birlikte tarumar olan ahlâka dair, öylece donup kalıyorsunuz… Bir sahnede Rus subay -affınıza sığınıyorum-; “Berlin koskoca bir genelev ve artık bizim!” diyor. İşte bu durumu “Almanlar açısından” ve Alman anlatımıyla yansıtan bir film “Berlin’de Bir Kadın”. Farklı kaynaklarda Almanya’nın işgali sonrasında, intikam duygularıyla saldıran Rusların 100 bin kadına tecavüz ettiği söyleniyor, buna bir de Amerikalıların tecavüzlerini ekleyin… Tam bir kıyım… Yok olan hayatlar, ölen binlerce erkek, geriye kalan kadınlar ve çocuklar… Almanların yenilgisi, travması, trajedisi anlatılıyor filimde; yıkılan vatanları, kirlenen namusları ve tabiî bu felâketlere sebep olan Führer…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here