İnsanın Hakikati

0
53

Devletlüm, fehâmetlüm,

Mührüm, sebeb-i mülküm,

Sana hakikatten bahsetmeye başlamıştım bir önceki mektubumda. Bu mektubumda insanın hakikatiyle konuyu noktalayacağım.

Lâtinlerin “nequaquam vacuum!” (boşluk yoktur!) diye bir sözü var; Ortaçağ sonlarına doğru okült örgütler (Gül-Haç, vb.) tarafından da bir motto olarak benimsenen… Transandantal durumlar ve varlığın oluş felsefesi için kullanılagelen bu söz, aslında çoklu-hakikat/mutlak-hakikat meselesi için bize anlamlı bir çerçeve sunuyor. Tabiatta boşluk yok; deneysel ortamlarda, vakumlama yoluyla elde edilen boşluklar bile ideal anlamda boşluk değil, en mükemmel vakumlama işlemlerinin sonrasında bile deney düzeneğinin içinde bir miktar partikül kalıyor ve mutlak boşluk ortamına ulaşılamıyor. Yâni cancağızım, boşluk bir realite, ama o bile “mutlak” değil. Mutlak olmadığı için de er geç dolduruluyor.

Demem o ki, bizim en kesin biçimde doğru olduğunu varsaydığımız şeylerin bile ne kadar hakikat olduğu her zaman tartışmaya açıktır. Ortega y Gasset, bir kitabının “Birkaç Damla Görüngübilim” başlıklı bir yerinde, şöyle bir örnek veriyor bu konuda:

“Ünlü bir adam can çekişmektedir. Eşi yatağının başucundadır. Bir doktor, ölümüne doğru ilerleyen adamın nabzını saymaktadır. Odanın bir köşesinde iki kişi daha vardır; o yaslı sahneye görevi gereği tanık olan bir gazeteci ile rastlantının oraya sürüklediği bir ressam. Eş, doktor, gazeteci ve ressam aynı olayı izlemektedirler: Ama o bir tek ve aynı olay -bir insanın can çekişmesi- içlerinden her birine değişik bir görünüm sunar. Ve o görünümler birbirlerinden öylesine ayrıdırlar ki, ortak bir paydaları olduğunu bile söylemek güçtür. Üzüntüden kendinden geçmiş eş ile sahneyi tam bir duyarsızlık içinde seyreden ressam arasındaki fark o kadar büyüktür ki, şöyle desek daha yerinde olur: Adamın eşiyle ressam tamamen farklı iki olayı izlemektedir.

Demek ki tek ve aynı gerçek, ayrı bakış açılarından incelendiğinde birçok farklı gerçeğe bölünmektedir. Şöyle bir soru geliyor aklımıza: Bu birçok gerçekten hangisi sâhicidir, asıl gerçektir? Bu noktada ne karar verirsek verelim keyfî olacaktır. İçlerinden birini ötekilerden birine ya da diğerine yeğ tutmamız ancak kendi kaprisimizden kaynaklanıyor olabilir. Bütün o gerçekler eşdeğerlidir, her biri bakan kişinin görüş açısına uygundur.”

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here