Hikmet

0
70

Buradayım.
Pir-i Türkistan’ın kutlu şehri Yesi’de.

Mevsim bahara dönüyor, insanın nefesini ciğerinde donduran o çetin kıştan sonra, güneş sonunda gülümsedi bize…

Pir-i Türkistan’a gittim bugün yine. Yine o bankta oturdum, yine unuttum zamanı. Kalkmaya yakın, bir amca ilişti gözüme. Sol eli türbenin duvarında, başı eğik yürüyor… Kör olmayasıca merakım! Amcanın peşine takıldım… Amcanın gözü yerde, benim gözüm amcada. Yedi kere döndük türbenin etrafında… Yedinci tur bittiğinde arkasına dönüverdi bir anda, bağırdı sonra; “Türk! Ne dolanıyorsun ardımda?!” Nutkum tutuldu, donakaldım. Nereden bildi peşi sıra ilerlediğimi? Hem nereden bildi milletimi?! Ne edeceğimi bilemedim. “Neden türbenin etrafında yürüdünüz bu kadar?” diye sordum. Delici bakışlarından soruya soruyla karşılık vererek kurtuldum…

Arkasını dönüp ilerledi. Türbenin tam karşısına düşen banka oturdu. Benim bankıma… Sonra eliyle “gel” işareti yaptı. Gittim, yanına oturdum. Bu aralar fazla cesurum… “Cümle Müslümanlar hacı olmak için Kâbe’ye giderler; Kazaklar ise hacı olmak için evvelâ Hoca Ahmet Yesevî’yi ziyaret ederler” dedi. “Hürmetten” diye düşündüm önce, fakat sebebi bu değildi…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here