Ben Amerika’yı…

0
53

Okulda süt tozu dolu bardak eşliğinde, kocaman bir kurabiyeyi yer, öğlen paydosunu beklerdik.

Beldenin sinemasında; esas filmden önce, Amerikan yapımı çizgi filmleri ve karakterlerini, Miki Fare’yi, Varyemez Amca’yı, denizci gömleği giymiş insansı ördekleri seyrederdik.
Domuzla ilgili bütün çekincelere rağmen, çizgi filmdeki şort giymiş sevimli mahlûklar, oldukça ehil gelirdi. Babalarını bilmezdim. Sonradan gerçek resimlerini görünce ürperdim.
Kocaman, renkli bir dondurma; bol kremalı pasta gibiydi Sam Amca’nın sûretleri. Yalayıp yutsan yine de bitmezdi.

İlkokul çağlarında akranlarla topluca gidilen filmlerde, Apollo 11’in ay görevi için fırlatılışı defalarca gösterilirdi. Göğe çıkan, aydedeyi delen adamlardı onlar. Herhâlde gerçek öğretmenlerdi.

Kovboy şapkası takmış, ağızlarında çiklet ya da sigara, geviş getiren, düşman haklayan, had bildiren kişileri de orada gördüm. Efsanevî ülkenin en alt tabakalarından bile ayrı bir güç neşredilirdi.

Rüya gibiydi film şeridinin uyandırdığı imaj. Biraz buğulu lâkin büyülü, davetkâr ve sehhar.

Yeryüzü, gökyüzü ayaklarının altında inlerdi. Sarışın MM’nin etekleri dibine dünya serilirdi. Görkemli modeldi. Sonraları Rambo’lar yetişti.

Nelerden vazgeçtiğimizi bilmezdik. Yenilik mutlaka elzemdi. Hâkim kültürün parçası olmak; sonra toplu zihin emanetleriyle, derin uykularda kaybolmak sorum(n)suz ve keyifliydi.
ABD beyin ve güç demekti. Hayallerin yenişemediği rüya ve zenginlikler, eğlence ve oyun ülkesi. Ve.. ve… ve….W..W..WWW… Tanrısal kuvvetlere, zirvelere neler eklenir, yüklenirdi.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here