Ayarsız Bir Yol Şeysi

0
100

Çok çok uzun zaman önce, etekleri yaz kış yemyeşil olan dağlar arasında, yağmur birikintilerinin dağı dolana dolana aktığı bir derenin etrafında küçük bir köy varmış… Bu küçük köyün çeşmelerinden

yağ ve bal akarmış. İnsanlar gelecek kaygısı olmadan yaşayıp giderlermiş. Bu arada, çeşmeden yağ ve bal akıyorsa suyu nerden karşılıyorlar diyenleriniz olabilir. Sizden de bir şey kaçmıyor ha! Cümleyi düzeltelim: “Bu küçük köyün çeşmelerinden yağ, bal ve su akarmış.” Şimdi mutlu olduğunuzu varsayarak devam edeceğim. (Ulan bütün şevkimi kırdınız be!) Köyü ayrıntılı tasvir edip yazıyı uzatmak istemediğimden, işte bu köy Tolkien’in “Hobbit” köyüne benziyor deyip geçiştireceğim. Evet, gerçekten geçiştireceğim… Zira bir yazıya giriş için yeterli miktarda cümle yazdığımı düşünüyorum.

“Köyün çeşmesinden yağ, bal ve SU akıyor” dedik ya devam edelim. Develer tellâl, pireler berber iken… Daha fazla sürdüremeyeceğim. Şimdi anlatacağım olaylara biraz renk katmak adına masalsı bir giriş yapayım dedim, ama masal değil. Öykü desen, yine değil. Tam olarak ne olduğunu ben de kestiremediğimden, başlık “Ayarsız Bir Yol Şeysi”. Niçin “Ayarsız” kelimesini kullandığımı tahmin ediyorsunuzdur. Ayarsız’ın ilk sayısında birbirinden kıymetli yazarların bir kısmı yazılarında “ayarsız” kelimesini kullanmışlar. Ne yalan söyleyeyim benim de canım çekti. “Adama bak tam bir özenti” diyorsanız, özenti ile dilimizde yer alan “canı çekmek” deyimi arasındaki farkı araştırınız efendim. Bu “ayarsız” hikâyenin hacimce yüklü bir yekûn (uzun bir aradan sonra “yekûn”u cümle içinde kullandığım için kendimi alkışlıyorum) tutacağını düşünerek, bu konuya girmiyorum. Çünkü bir şeyi açıklamaya çalışırken, abartıyorum ve uzun yazıyorum. “Neysi?” dediğinizi duymadığımı sanmayın. “Şeysi” arkadaşım, “şeysi”. (Uzatmayalım lütfen.) Öncelikle bu yol “şeysi” hakkında birazcık ön bilgi vermek gerekli diye düşünüyorum.

1. Bu yol “şeysi”ndeki kişilerin, yerlerin, zamanların ve olayların gerçekle çok sıkı bir bağlantısı vardır. Kişi ya da kurumlar hayâl ürünü değil, dipdiri gerçektir. Kişi isimlerini değiştirerek vereceğim. Koyu bir Galatasaray taraftarı olduğum için isimleri Galatasaray’da oynamış oyunculardan seçtim.

2. Kişiler ve olaylar anlatılırken, mübalağa sanatına baş vurulmamıştır. (Kıymetli Türkçe gönüllüleri, hayatlarını “de”nin ayrı ya da bitişik yazılmasını kontrol etmeye adayan koca yürekliler… Biliyorum, biliyorum “başvurmak” birleşik yazılır, sizi denedim.)

3. Gerçekten yaşanmış olayları yorumladığım bölümler de olacaktır.
“Ayarsız Bir Yol Şeysi”ne başlamadan önce karakterleri sizlere tanıtmak istiyorum. Bu olayda başkarakter aramak yersiz olacaktır. Bütün karakterler başat roldedir. Olsa olsa “başşanssız” diye bir kavramdan söz edilebilir. Onu biz de tam olarak bulamadık ama olayları tekrar tekrar değerlendirip bir “uğursuz adam” belirleyeceğiz. Neyse artık, devam edelim. (Lütfen bu bölümü okurken, arkaya bir daktilo sesi açın, tık tık tık tık…)

Capone: 1,65 boylarında, sarışın, doktor. Naneli şeker gibi mavi mavi gözleri olan, hafif göbekli sempatik bir insan. Gözlük takmıyor (güneş gözlüğü sayılmaz). Elleri yaba gibi değil. Yola çıkılan arabanın sahibi.
Sâbıka Kaydı: Geçen sene Hagi, Keita, İllie, Taffarel ile Denizli dönüşünde arabaları bozuldu ve yolda kaldılar. Bir kez de babasıyla yaylaya giderken yolda kalmışlığı varmış.

Araba: 1,70 boylarında, sarışın değil, doktor değil. 2006 model, gri renkli. Naneli şeker gibi mavi mavi gözleri yok. Farları var, onlar da mavi değil. Sempatik bir insan değil, zaten insan değil. Gözlük takmıyor. Elleri yaba gibi değil ki elleri yok.
Sâbıka Kaydı: Kazası yok, boyası yok. Sâdece sağ arka kapı fitilin olduğu yer çekiçle işlem görmüş. On bin bakımı yeni yapıldı. Lastikler yeni değişti. Ayrıca çok da yakmıyor.

Keita: 1,70 boyunda, sarışın değil, stajyer tıp öğrencisi (stj. dr.). Naneli şeker gibi mavi mavi gözleri ve hafif bir göbeği yok. Ama yine de sempatik sayılır. Gözlük takıyor. Elleri yaba gibi.
Sâbıka Kaydı: Geçen sene Hagi, Capone, Taffarel, İllie ile Denizli dönüşünde arabaları bozuldu ve yolda kaldılar. Bozulan araba Keita’nın (Bu arada çağrışımdan dolayı “Keita’nın avukatı” esprisini -bence de çok iğrenç- de buraya bırakıyorum, belki gülen olur.) babasınındı. Birkaç kez arabayı mıcıra kaptırıp kaza yapmışlığı ve sayısız küçük kazaları var.

Hagi: 1,78 boyunda, sarışın değil. Yeni mezun doktor, teorik ve pratik olarak şu an işsiz, atama bekliyor. Olips nane şekeri gibi mavi mavi gözleri yok. Göbeği yok. Sempatik sayılmaz, hatta değil. Ama perdelerini kaldırdığı zaman kedi gibi bir insan. Gözlük takıyor. Elleri yaba gibi değil.
Sâbıka Kaydı: Geçen sene Capone, Keita, İllie ve Taffarel ile Denizli dönüşü yolda kaldılar. Hayatı boyunca oldukça bahtsız bir insan olduğu söylenir. Geçen sene Konya-Karaman arasında 3 kez trenle yolculuk yaptı. Bu yolculukların ikisinde Sanayi Devrimi’nin Demir Meleği koskoca tren bozuldu. Evet, inanmak zor ama o koca demir kütle bozuldu. Başına bir iş gelmemesi için öyle yolculuk filan yapmaz.

Nonda: 1,73 boylarında, sarışın değil, intern doktor, okulu uzattı. İntaniye stajından kalmıştı. Naneli şeker gibi mavi mavi gözleri yok. Göbeği yok. Oldukça sempatik bir insan. Sâdece yazılı sınavlarda gözlük takar. Elleri yaba gibi.
Sâbıka Kaydı: Daha önce annesi ve kardeşi ile memlekete yolculuk yaparken araba bozmuşluğu, yol çilesi çekmişliği var. Bu ekiple yaptığı ilk uzun yolculuğu.

İllie: Aşırı derecede inatçı bir insan. Ders çalışacağını iddia ederek bu yolculuğa katılmadı.

Taffarel: Göbekli ve sempatik. Hayatımda gördüğüm rahatına en düşkün insan. Nöbeti olduğu için bu yolculuğa katılamadı.

Temmuzun birinde altı yıllık tıp fakültesi öğretim hayatımızı tamamlamış, mezun olmuştuk. Mezun olmak mesele değil de…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here