ETİ KEMİĞİ TÜRK: Selçuklu Çağında Mumyacılık

0
189

Romalı düşünür Seneca şöyle demişti: “Ölmek telaşı, ölümden korkunçtur.” Öyle ki insanlık tarihinin ilk destanı bu korku üzerine yazıldı. En yakın arkadaşı Enkidu’yu kaybeden Sümer kralı Gılgamış, yok olacak olmanın verdiği korku ile ölümsüzlük otunu aramaya koyuldu…  Onu buldu, fakat bir yılana kaptırdı. Artık ölümlü insanoğlu için sonsuza ulaşmanın hiç bir imkânı kalmamıştı. Fakat insan vazgeçmedi. Yok olmak ve unutulmak korkusu, onu daima yeni yollar aramaya itti. Mumyacılık, belki de sonsuza ulaşmanın bir yöntemi olarak görüldü ve zaman içinde farklı dinsel atıflar ile zenginleşti.

İslâm öncesi Türklerde mumya, “atalar kültü” inancının bir uzantısı olarak gelişmiştir. Mumyalı beden, çoğu kez bir şamana veya siyasal bir öndere âittir. Söz konusu kişilere âit kurganlar ise yalnızca basit birer mezar alanı değil, ayrıca belli zaman aralıklarında ziyaret edilen, özel törenler yapılan ve kurbanlar kesilen bir çeşit açık hava tapınağıdır.

Eski Türklerde “atalar kültü” inancına sıkı sıkıya bağlı bu gelenekler, İslâm’ın kabulü sonrasında da varlığını korudu. Selçuklu sultanları, dervişleri, komutanları için yapılmış çok sayıda kümbet ve türbede bugüne kadar korunan mumyalar; atalar kültü inancının Anadolu’ya taşınmış somut örnekleridir.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin