Düze İnen Kurt

0
23

Harfleri giyinmeyi denedim; sözleri, notaları ve ağaç kovuklarını da… Sığamadım. Âdem’in sûretini taşıyamadım. Ateşin külünü sevmedim, suyun girdabını… Yel olup essem tozu dumandan seçemedim; kaya olup ufalsam kökte hapsolan özümden ayrılamadım… Dünya bir zâhirse, bir bâtındır. Dünyanın dönüşüne uyamadım. Zâhirde aynasız, bâtında soluksuz kaldım. Ben bilemedim ki ben neyim ve de neredeyim, bu devran ne makâmındadır… Dört ayak üstünde indim de düze bir seher vakti, düşen şebnemden bildim burnumun yerini. Ben diyen bu dilimle madde âlemine her indiğimde bir akis dalgalandı önümde. Sûretimi gördüm, gözlerimi bildim. Yer sallandı. Titredim dört ayağımı bildim. Kar yedim, yağmur giyindim. Karıncaların hummasına tanık oldum, kulaklarımı bildim. Bir fırtına savurdu beni gök yelelerimden, savrulup çarptığım dağların dumanlı tepeleriydi ve kaybolup şaşırdığım sık iğneli ormanların yılan gibi kıvrılan, karga sektirmez ıssız, karanlık yollarıydı.

Adım ruhtur benim ve de cismim sokulduğu her canlıdan kılıklara bürünür. “Geceleyin sizi öldüren”* hani sabahına kabınıza ılık bir yel gibi geri üfler ya çamurunuzu gizleyen o tül gibi ince varlığınızı… Uyanınca bir âleme gitmiş de gelmiş gibi olur, ne adını koyabilir ne tanımını lisan ile mümkün kılabilirsiniz… Bana rastlamış, dokunmuşluğunuz vardır belki içinizden kiminizin ve belki tüm arayışların beyhudeliğine sarılıp birlikte yazıklanmışızdır, bir uyku mışıltısındaki dünya yalnızlığında…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here