Deniz, Gümüş Balığı ve Yaşamak Üstüne Mavi Bir Hikâye

0
44

Deniz sakin ve sevecen dalgalarla kıyıyı yalayıp aynı nezaketle geri çekiliyor. Oysa dün cinnet geçirmiş gibiydi. Kocaman dalgalarla geliyor, kıyıları dövüyor, kayalara çarpıp metrelerce havaya yükseliyordu. Ağzı köpükler içinde kalmış sinirli bir hayvan gibi bütün haşmetiyle saldırıyordu düşman bellediği kıyıya. Bugünkü mûnis tavırlarına bakınca dünkü hâline inanmak güç ama deniz böyle bir şey işte! Belki de denizi bunca sevmem seni ona benzetmemdendir.

Kıyıdan yürüdüm bir süre. İskeleyi görünce çok sevdiğim bir arkadaşıma rastlamış gibi sevindim. İskelenin en ucuna kadar ağır adımlarla maviyi içime doldurarak gittim. Göğsümü rüzgâra verdim. Kendimi Musa gibi hissettim o an. Denizi ikiye yaran Musa… Tamam, iskele toru topu on on beş metreydi ama yine de denizin üstünde yürümeyi mümkün kılıyordu. Öylece durdum bir süre. Gök mavi, deniz mavi, bulut beyaz, güneş karşı kıyıyı kana bulamış, karşı kıyı kan kırmızı… “Musa!” dedim, “Selâm olsun denize ve denizi ikiye bölen asaya. Ve sana tabiî, cümle geçmişlerimize hatta selâm olsun. Ben de işte şimdi bir denizi yarmadım mı? Yürümedim mi üstünde?”

İskelenin son tahtasında parmaklarımın ucunda yükseldim. Kollarımı göğe doğru kaldırdım. O an sâdece denizi yarmak değil uçmak bile kabildi işte. Bir delilik hâli sardı beni. Denizin üstünde yürüme ve hatta uçma arzusu doldu içime. Arzuyu da geçti artık bu bir inanç hâli! Yapabilirim tabiî ki! Benim adım Şehrazad! Anlamını biliyor musun? Şehrazad “Şehr-i Azad” demektir. Yâni şehrin özgür kadını… Sözlük falan karıştırma şimdi. İsim benim madem anlamına da ben karar veririm.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here