Göğercin

0
21

-Aslanbey’e-

Usulca gözlerini açtı. Otobüsün içi cehennem gibiydi. Sırılsıklam olmuş gömleğini çekiştirirken saati görmeye çalıştı. Mavi ışıklar 03:44’ü gösteriyordu. Dışarıdaki tekdüze bozkır, gecenin karanlığıyla iyice kimliksizleşmiş, otobüsün konumuna dair en ufak ipucu vermiyordu. Etrafı kolaçan etti. Kendisinden başka kimse uyanık değildi. O da deliksiz uyurdu aslında sevdaya düşmeden önce. Sılaya giden otobüs, Konya’nın buz gibi otogarından çıkmadan, kafası önüne düşer, gözleri ancak on saatlik yolculuk biterken, muavinin dürtmesiyle açılırdı.

İşte o gözler var olma gâyesini Göğercin’de buldu. Göğercin’in varlığında, onun dolunayı kıskandıran çehresini seyre daldı; yokluğunda gündüz gözüyle Göğercinli hülyalara daldı. Hâsılı, âşkın şeriatına uydu Sait’in gözleri, uykuyu haram belledi. Zaten insanoğlu yeryüzüne ayak basalı, sevdaya tutulan için gece ile gündüz arasındaki perde kalkar, zaman mefhumu yârin gözlerinde erimez miydi? Felek binlerce yıllık yasayı Sait için bozacak değildi ya. İşte Sait de artık günleri Göğercin nev’inden hesaplar, geceyle gündüzün değişiminin ayırdına varmaz, zaman mefhumunu ancak Göğercinle ve Göğercinsiz geçen diye bölerdi.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here