Bun Günde Uzak Uçan Bir Kadının Tavattun Sergüzeşti

0
85

Hânlar hânı Hân Bayındır’ın toylarından çok zamanlar sonra, Tavaif-i Mülûk’un nâmlı beylerinin paşalarının, aksakallı kocalarının adları sanları bilinmez olduğu vakitlerde, ak yer üzre kara otağ, kara yer üzre ak otağ dikilirmiş. Dünyâ ters yüz olmuş anlayacağınız. Kimin hükümranlığı nerede başlar, nerede biter bilinmediğinden, kimse kimseye had hudûd bildiremez; fakat aynı sebepten herkes her yerde hak iddia eder dururmuş. Kardeş kardeşe düşman kesildiği için de kara dinliler efenin yiğidin elinden zorlanmadan kapıverdiği ciridi gönlünün istediği yere atar, canının dilediği yerde at oynatırmış. Kâfire karşı durulur, hitâmsız kılıç vurulur, koç yiğitler yorulur ha yorulurmuş. O kadar yorulurmuş ki, bey erenler toy toylayamaz, ak pürçekliler boy boylayamaz, gök ozanlar soy soylayamaz olurmuş.

Devrin yamanlığından ve hâlin perişânlığından yılan, Bacıyân-ı Rûm bakiyelerinden Fadik adlı bir kadın, gençlerin gençliğine, erkeklerin erkekliğine ve beylerin beyliğine sinkaflı hediyeler yollayıp, tası tarağı toplayıp ve atına atlayıp dağlar başına çıkmış. Düşünmüş ki, heriflerin karı kılıklı, karıların herif tıynetli olduğu bu çağlarda, insan içine çıkmak itin köpeğin dahi midesinin alacağı iş değilmiş. Saraylarda bey eğleyen fâhişelerden, bir içeni gece gündüz esrik eyleyen şişelerden ve civanmert erkeklerin rezil kepâze edildiği köşelerden illallah etmiş çünkü.

Ay doğar, ay batarmış. Fadik Ana yükseklerde yücelerde, kimselerin gözüne dahi ilişmeden yaşarmış. Aslanlara kuyruk takar, inlerinde ateş yakar, sonra karşılarına geçip keyifle bakarmış. Ceylanların sırtına binip kaplan avına çıkar, kuşların kanadına çıkıp kurt peşine düşermiş. Ormanlarda ne kadar zâlim fıtratlı hayvan varsa Fadik Ana’dan köşe bucak kaçar, mazlumları da “Allah Fadik Ana’ya bitimsiz ömür versin” diye havaya el açarmış.

Fadik Ana, kendini hayvanlara öyle bir kaptırmak kaptırmış ki, insanoğlu denen yaratıkla el ucuyla görüşür olmuş. Kırk yılın başında, ancak insanlar tarafından karşılanabilecek bir ihtiyâç hâsıl olduğunda, Frenklerden kalma, adam tepelene tepelene düzlenmiş bir patika yolun kıyısına varır, gördüğü ilk âdemden dileyeceğini diler, kaçamak gösterir, ardından çalılıkken cennet ettiği makâmına dönermiş. Bu istek isteyişlerin birinde, öyle aranınca bulunan cinsten olmayan bir eşyâ gerek olmuş. Kadın bir gitmiş, iki gitmiş, bir birinden, bir ötekinden istemiş; fakat kimse onun aradığı eşyâyı değil ki taşısın, bulabileceğine dâir en ufak bir umut ışığı bile vermemiş. Böylece kadın patika yolun yollarını, günaşırı aşındırmaya başlamış. Oraya her isteyü varışında eli boş döne döne, vakit olmuş, kandadığını unutmuş. Bir bir kavağın, bir bir söğüdün altında düşüne düşüne günü ayın, ayı günün ardına dolamış durmuş.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin