Bir İdealistin Not Defterinden

0
101

Haziran 2014

Epeyce birikmiş: Kelimeler, cümleler ve cümlelerden parlayan mânâlar. “Mânâlar” dedim de, nedir mânâ? Benim kuru seslere bir şekil verirken içine doldurduklarımdan başka bir şey mi? “Hangi mânâ?” demek daha doğru. Herkesin anlayacağı mânâ mı? O zaman ne gerek var yazmaya? Okuyan kendini buldukça değil, kendini ifâde etmeye başladıkça ve hatta kendine başka bakmaya başladıkça senin mânâlarının ve cümlelerinin bir kıymet-i harbiyesi var.

Yazmak başkalaştırmak değil, yazmak başka bakışlar olduğunu gösterebilmektir. Sıradan bir kadına kendini güzeller güzeli gibi hissettirebilene ve yanında zamanı başkalaştırabilene âşık denildiği gibi, kelimelere ve cümlelere ve dahi mânâlara bambaşka çehreler ve ruhlar giydirebilene de müellif ya da yazar ve şair denir. Yoksa tersi mukallittir.

Yazı insanlığın ebediyet hükmüdür. Gerisi uçar gidermiş. Ben yazarken yüz bin yıl ötesine bakmak istiyorum. Bakıyor muyum? Ona uğraşıyorum ya yeter.

Hayat gibi müsveddeler de gelip geçici. Esas olana bakmak. Harfler, harfler ve harf harf hislerim, düşüncelerim. Dedemden kalan irsiyet gibi, yazar da, sulbünden olmasa da, izinden geleceklere ışıktır. Amma ve lâkin önce kendine ışık olmak zorundadır. Aradıkları ve endişeleri olmadan harflerin efendisi olunamaz: Olunsa bile harfler kelimeye, kelimeler de cümleye dönüşmez.

Ve aşk… Aşk olmadan hiçbir şey olmaz. Bosna’da zemin katta kitapların içinde saklanan yazarın, kitaplara kıyamayıp donarak ölmesi değil mi aşk?

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin