Bir Şirket Hikâyesi

0
192

Fularım yok, keçi sakalım yok, pipom yok, masamda Amerikan filtre kahvem yok. Yazı yavan gelirse kusura kalmayın, orta Türk kahvesi ve sigarayla bu kadar oluyor. Maksat hâsıl olsun, bu bana yeter. Ağdalı cümleler, derin anlamlar bana göre olmadı hiçbir zaman. Düz adam derler ya, onlardan biriyim. Ne söylüyorsam o, yâni yazar burada aslında şunu anlatmak istemiş diye düşünmenize gerek yok. Rahat olun, yayıla yayıla okuyabilirsiniz, okumaya değer bulursanız…

Üniversiteden mezun olmuş beş genç… Beşi de farklı şehirden… Birinin babası kamyon şoförü, ötekinin öğretmen, bir diğerinin polis memuru, birinin babası tornacı, sonuncunun da elektrik teknisyeni… Kıt kanâat geçinen evlerden buraya kadar gelmişler. 4 sene burslu okudukları okulda fişle tabldottan yemek yerken, her gün önünden geçtikleri alakart restorana dönüp bakmaya bile cesaret edememişler, okulun son günü, “buraya da girmiş olalım” deyip içtikleri bir şehriye çorbası hariç.

Câhil cesareti işte, okul bitmiş, şirket kurmaya karar vermişler. Kendi aralarında para toplayacaklar ama ne mümkün, topu topu 3.000 dolar para toparlayabilmişler. Ankara Necatibey’de bir işhanının bodrum katında dokuz metrekarelik bir ofis. Evden getirilen bir masa ve dört tabure. Alınan bir bilgisayar, bir faks makinası ve telefon, beşi birden sığmıyorlar bile içeri. Ufaktan başlayan ticaret bir şekilde dönmeye ve büyümeye başlamış, sağdan soldan alınan borçlarla. O zamanlar “Bir 10 bin dolarımız olsa ortalığı kasıp kavuracağız” diyorlar.

Askerlikler sorunu, tecrübesizlik zaten işleri yeterince zorlaştırmıyormuş gibi aileleri de durumdan pek memnun değiller. Haklılar da, okutup büyüttükleri çocuklarının bir işe girmelerini ve biraz da olsa kendilerine ekonomik yardımda bulunmalarını bekliyorlar. “Ah oğlumla” başlayan tavsiyeler, serzenişler… 22-23 yaşındaki çocukları kimse ciddiye almıyor, tahsilatlar gecikiyor, siparişler iptal oluyor. Diğer taraftan hayata atılmanın verdiği heyecan, bir şeyi başarma arzusu, gençliğin enerjisi, tecrübesizliğin hafifliği, rahat bir hayat için daha fazla para kazanma hırsı, yılmalarına izin vermiyor.

Fakat gençler ticaretin ucundan tutmayı başarıyorlar, âdeta tırnaklarını geçiriyorlar ve biraz daha büyük bir yere taşınacak kadar büyütüyorlar işlerini. Artık Maltepe’deki esnaf lokantasında, 5 liraya 3 kap yemek veren tabldottan yemiyorlar öğle yemeklerini, ofisin karşısındaki Kardeşler Et Lokantası’na gidiliyor, abartılmıyor ama yine de. 150 kutu malzeme geliyor yurtdışından. Kargo şirketi kapıya bırakıp gidiyor. Şirkette bir kişi var, hamal çağırsa 100 TL isteyecek; gerek yok, “güçlü kuvvetli genç adamsın, taşı işte” diyerek sırtlanıyor kolileri. En nihayet ilk arabalarını da alıyorlar, ikinci el son model bir BİS. Arada arıza yapıyor, 4 kişi zor sığıyor, müşterinin kapısının önünden iterek geçmek zorunda kalıyorlar ama gözleri gibi bakıyorlar.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here