Ayarsız’a, Zor Zamanlara, “Fake” İdeolojiye Dair Bir Nüsha

0
78

Efendim, önce merhaba. Çok kısa ve net konuştular; tehditkâr ve çatık kaşlıydılar. Hiç sevimli olmaya çalışmadılar. Şirin gözükmek gibi bir kaygıları yoktu. “Bizi bilen bilir, bilmeyen kendi bilir” dediler. Garipsedim, ”zaten efkârlıyım; hayır olsun inşallah” dedim.

Sonra eklediler; “nev-i şahsına münhasır bir iş yapıyoruz, öyle böyle değil, ayarımız kaçık, burayı Erciyes’e çevireceğiz, sen de gel” dediler. “Adı da AYARSIZ” dediler, geldik. Tabiî ki sevindik; tabiî ki ayarımız kaçık, katıldık kervana, buradayız. Hürmetlerimi sunarım efendim…

Ben yazıyı kaleme alırken, ülkemizde art arda terör saldırıları gerçekleşti… Böyle karanlık bir iklimde, fikir teşebbüsü adına kurulmuş bir dergiye ne yazılabilir ki? Kendi aklımdan geçenleri yalın bir şekilde yazmak çok zordu. Çünkü bu zor ve karanlık zamanlar içinde en çok “unutkanlık” kelimesi beni yoruyordu. “Toplumdaki unutkanlık” o kadar yordu ki “bütün sözler söylenmiş” gibi… Omuzlarımda bunun ağırlığıyla söz tükenmiş gibi hissettim ve önce unutulmasından korktuklarımı hatırlatarak başlamak istedim. Kestirmeden bir yol bulamadım. Ankara’yı “başkent”, devletimizi “devlet”, ordularımıza “karargâh” olan bir noktada saldırıya uğradık; diğer taraftan da art arda gelen şehit haberleri…  Yazıyı yazmaya gayret ederken, aklımdan geçen düşüncelerin seyri ve dikkati aslında gelen haberlerdeydi… Öfkeliyim, dilim tutuk, canım sıkkın… Türk milletinin başı sağ olsun…

“İnsan”: Birleşik Yazılır; Ayrı Okunur…

“O çocuklar birer birer gittiler

Saçlarında kurt nefesi rüzgârlar

Soylu sevda türküleri dudaklarında

O çocuklar birer birer gittiler…”

(Dilaver Cebeci)

Tarih ve kader çizgisi efkârımızı düğüm etti, zor zamanda birçok kırılmayı aynı anda yaşadık. Bu süreçte unutmayacağımız hâdiseler ve şahsiyetler var. Unutamayacaklarımız, unutturmayacaklarımız var. Hepsini birden nasıl anlatacağız? Ama unutmayacağız, unutturmayacağız. Güçlü ve teskin edici cümleler kuracak kimse yok ortalarda; öyle birini beklemeyeceğiz. Uğultu ve kuru gürültü kabilinden lâf-ü güzaf işitiyoruz; bunlara kapılmamak için direniyoruz. Lâf, lâf, lâf… Çünkü hâlimizi, hissettiklerimizi, düşüncelerimizi ve vicdanımızı ifâde edemiyor lâflar; hâliyle olmuyor. Canımız yandı…

Ah… Diyarbakır’ın Çınar İlçesi… 29 yaşında, polis memuru bir baba, Mehmet Şenol Çiftçi ve 4 yaşındaki sevgili kızı Mevlide İrem Çiftçi, bombalı saldırıda şehit düştüler. Tabutlarını gördünüz mü? Minik İrem’in tabutu 70 milyon insandan daha ağırdı… Melekler şehit olur mu? Biz meleğimizi bile şehit verdik… Hatırladınız mı?

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here