Bir İdealistin Not Defterinden

0
64

Kasım 2014

Barajlarda su tutmaya ya da tarlaya tohum ekmeye temmuz da başlanmaz; okumaya da kırkında… Her şeyin bir vakti, zamanı vardır. Suyun bol olduğu mevsim bahardır. Tıpkı insanın gençliği gibi. Otuzunda okumaya başlarsan, ancak bilgili olursun, âllâme değil. Kültür, medeniyet, şahsiyet ve tecrübe birikimdir. Millet olmakta adam olmak gibidir; acıyla, sevinçle, dostla, düşmanla, akılla, aşkla yoğrularak olunur. Ne her isteyen adam olabilir, ne de her kalabalık millet! “Adam gibi adam” denildiğinde de, “biz, milletiz” denilince de akla binlerce özellik, tecrübe ve değer gelir. Ve bütün bunlar öyle özelliklerdir ki, bedeli kuruşu kuruşuna ödenmiştir. Millet olmak, sâdece düğünlerde oynamaktan ya da cenaze törenlerinden ibaret değildir. Millet olmak yola çıktığında binlerce iz, binlerce yüz ve şuuraltında acı, tatlı binlerce hâtıra görmektir. Rüyaları olanlar ve aynı rüyaya yatanlardır ve dahi başkalarının rüyalarına girebilenlerdir, millet denilen hususî kalabalıklar. Millet, ortak bir ruhun ve ortak hareket edebilme kabiliyetinin karargâhıdır. İnsan topluluklarının en özellikli ve en yüksek mertebesidir. Kocaman bir parentezdir millet ve içinde irili ufaklı birçok formülleri barındırır ve tek bir sonuca çıkar. Millet, büyük bir nehrin kendine katılan irili ufaklı ırmaklarla çağlayan olmasıdır. Millet olmak, dehâ seviyesinde bir aklın, mecnun derecesinde bir aşkın ve tarih çapında bir tecrübenin eseridir. İstense kurulamaz, terk edilse dağılmaz. O, ilâhî bir lûtuftur. Kıymetini bilene…

Haziran 2014

“Artık herkes uyumuştur” diye düşündü. Yanında yatan hanımını dinledi, “uyumuş” dedi. Yavaşça yorganı kaldırdı ve yataktan çıktı. Tekrar yorganı yavaşça düzeltti. Terliklerini, “gürültü yapmasınlar” diye giymedi. Kapının yönünü artık bulabiliyordu ve hiçbir yere çarpmadan odadan çıkabiliyordu. Odadan çıktı, kapıyı “gürültü olur” diye yarı aralık bıraktı. Yavaş yavaş ve etrafı dinleyerek kütüphane odasına doğru yöneldi. Kapının kolunu elleri ile yoklayarak buldu. İçeri girdi: İşte mabedine, mağarasına, fildişi kulesine girmişti. Göremediği binlerce kitap… Uğruna hayatını, istikbâlini ve hatta gözlerini verdiği kitaplar. Kitaplar… Kitaplar… İnandığı ve hakikatin yegâne kaynağı gördüğü kitaplar. Sevdası, aşkı olan kitaplar. Aklı erdiğinden beri yol arkadaşlığına, sırdaşlığına güvendiği kitaplar…

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here