BALKON

0
130

Çöküş yakın. Trafik kilitli. Üst üste binmeye başladı her şey.

Çöpü attım. Düşkün Tekel’e uğrayıp yeniledim rakıyı –Müslüm Baba şakıyordu mekânda, belli belirsiz: “…Tek tesellim kadehler / Başka bir şey istemez / Sarhoş etsin yeter ki / Rakı şarap fark etmez…” Sitenin girişindeki marketten birkaç kutu poşet çay, soğuk kahve de aldım. Takım hazır.

Sonunda bezdim, kafayı hepten yedim sanırım. İçimdeki Frenk asıllı karagüneş, idareyi bütünüyle geçirdi eline, yakıp yıkıyor. Ne güzel, yüce bir güç ya da ülkü hasreti çekmeksizin, Moby Dick kadar muazzam, ömre bedel bir av aramaksızın hayatta kalabilmeyi düşe kalka öğrenmiş, iyi kötü özümlemiştim oysa. Rahat bırakmıyorlar ki. Bekledikleri adımı atmayacak, sayılı günümü, çoktan batmış gemimi kurtarmak için esas duruşa geçmeyeceğim, geçemem. Sınırsız, denetimsiz gücünü adî kurmacalardan, kıs kıs güldürürken kara kara düşündüren salakça anlatılardan alan, kıyma makinesi bir yenidüzene kuzu kuzu ayak uydurmamı, kimi zaman alaycı, aşağılayıcı, kimi zaman baskıcı, boğucu, bazen de sözde korumacı bir dille sürekli salık veriyorlar. Konformistler. Canları cehenneme.

Bir şekilde, kısa süreliğine de olsa, saatli bombaya dönüşen bozuk, uyumsuz başımı alıp gitmeliydim artık. Fazlalıklardan, giderek domuz bağı etkisi gösteren ilişkilerden, amansız çoğunlukçuların, ortaklaşacıların biçimlendirdiği ortamlardan kurtulmalıydım. Beklenmedik bir kararla, köşeli parantez içine alıverdim kendimi. On günlük resmî izni zor bela koparır koparmaz, onca âcil işi bırakıp kaçtım. Gerçi, ‘Ne değişti?’ diye sorulsa, ‘Hemen hemen hiçbir şey,’ derim: Ölüm yerine sıtma işte. Ehven-i şer.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here