AŞK AYNASI

0
104

“Cemil’in Ayna Grubu’ndan ayrılmasıyla başladı her şey…”

Utku bu cümleyi söylemeden önce koltuğunda doğrulmuş, çok önemli şeyler söyleyeceği zamanlarda olduğu gibi gözlerini kırpıştırmıştı. Ciddîyetle açtığı mağmûm dudaklarından işte bu tek cümle çıktı. Bir başkası olsa bu cümleye şaşırabilirdi. Ancak ben Utku’ya ve onun acayipliklerine âşinaydım.

Utku galakside her şeyin, her geçen gün kötüye gittiğini düşünüyordu. Hele “milenyum” denilen o afili kelime, Utku için kötülüklerin anasıydı. Zira ona göre, doksanlı yılların bitimiyle birlikte çürüme başlamıştı. Düşününce pek de haksız değildi elbette… Fakat bu vahim tablo, yine de onun gönüllü ev hapsine girmesini mâkul göstermezdi. Evet, Utku’nun yaşamı yaklaşık yirmi yıldır bir tür ev hapsiyle geçmekteydi.

Liseden mezun olmamızın ardından Utku, çok istediği felsefe bölümünü kazanmış; büyük umutlarla taşı toprağı altın şehrin yolunu tutmuştu. Bense attığım basketlerin, çözdüğüm testlerin sayısından katbekat fazla olmasından mütevellit, kıdemli mezunluğa terfi edebilmiştim. Tabiî o dönemlerde kontör denilen meret ateş pahası olduğu için, Utku ile çok sık görüşemiyorduk. Ara ara ortak dostlardan aldığım haberler, Utku’nun her nasılsa on milyon insanın arasında çok yalnız hissettiği yönündeydi. Aylar böyle geçip giderken, bir sabah ismini gördüm telefonun ekranında…

“Mehmet ben ölüyorum!” dedi…

Evet… Utku sâdece bu cümleyi söyleyip kapattı telefonu. O zamanlar Utku; henüz, hepimiz kadar anormal olduğu için, endişelendim tabiî ki… Şimdilerde olsa; “Peki o hâlde, ketçap acılı mı olsun? Sen onu söyle,” diyeceğim bu tümce karşısında, ilk otobüsle İstanbul’un yolunu tuttum.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here