Acısız Bir Ölümün Kefâreti

0
78

Belediye otobüsüne bindikten sonra, soğuktan acıyan elleriyle demirlere tutunarak her zaman oturduğu koltuğun boş olduğunu görmenin verdiği iç rahatlığıyla ilerleyip yerini aldı. Gecenin o vaktinde âdet olduğu üzere tek tük insan vardı otobüste. Ellerini bacaklarının arasına alarak hafiften ateşlenmiş başını soğuk cama yasladı. Akıp giden sokak lambalarının, envâi çeşit ışıklı tabelânın ve kâh ters, kâh bindiği otobüs istikâmetinde seyreden vâsıtaların meydana getirdiği ışık curcunasından kaçmak için gözlerini yumdu. Kadim ziyaretçileri olan hayâl kırıklıkları, hüsranları, olmayışları, hiçbir zaman hiç kimseye derdini anlatamamanın vermiş olduğu yılgınlık hissi kafasının içindeki yuvarlak masanın etrafında kendilerine ayrılan sandalyelere birer birer kuruldular.

Aslında dünyadan bir hevesi kalmamıştı. Hani şimdi göçüp gitse neredeyse “oh be” diyecek raddedeydi. Enikonu ölmek istiyordu ama o dış görünüşünün verdiği izlenime taban tabana zıt korkak yapısı yok mu, bir parça da kâlbine işlemiş îmanın tazyikiyle birleşip bu fikri aklına bile getirmesine mâni oluyordu. Biraz cesaret sâhibi olmak için çok şeyini verirdi şüphesiz. Ancak geldiği noktada ne verirse versin zaman, hayat ve seciye tersine dönemezdi.

Hafif hafif sallanan otobüsün camına neredeyse değecek kadar yakınlıkta olan gözlerini açtığında yanında oturan biri olduğunu fark etti. Önemsemeden gözlerini tekrar kapadı ancak uykuya dalamadı. Koltuğunda hafifçe doğrulduğunda otobüse bindiği zamankinden daha az insan olduğunu, mevcut olanların ise hepsinin uyuduğunu fark etti, yanında oturmakta ve kendisine tuhaf bir ifâdeyle bakmakta olan adam hariç.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin