Venüs’ün Doğuşu veya Ergenekon: Rönesans ve Uluslaşmak

0
84

“Cehennem’e Giriş:
Buradan gidilir acılar kentine,
Buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya,
Buradan gidilir yitmiş insanlar arasına.
Adalet yol gösterdi ulu Tanrıma,
Kutsal güç, yüce bilgelik, ilk sevgi yarattı beni.
Benden önce her şey sonsuzdu;
Sonsuza dek süreceğim ben de.
İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.!”
Dante

Romalı Latince bütün ihtişamı ile orada dururken, Dante bu dizeleri Floransa lehçesi ile yazmayı seçmiş. Yâni ayağa düşmüş sıradan bir halk Latincesiyle. Rönesans aydınları, antik kültürden ve Latinceden beslenmişler; ancak pek çokları, Latince karşısında kendi ulusal dilleri için çalışmışlar. İlahi Komedya gibi bir metnin Latince yerine Floransa lehçesiyle, yâni İtalyanca yazılmış olması, Avrupa’da yeni bir geleneğin başlangıcı olur. Dante 1321’de öldüğünde, ardında Floransa’da yeşeren bir Rönesans bırakır. Ondan bir asır sonra yine Floransa’da dünyaya gelen Leonardo, Latinceyi hiçbir zaman tam olarak öğrenmez, İtalyanca ile yetinir… Aynı dönemlerde Battista Alberti, İtalyancanın en az Latince kadar önemli olduğunu savunmaktadır. Venedikli Pietro Bembo ise İtalyanca ilk dilbilgisi kitaplarından birini yazmakla meşguldür.
Latince belki de Vatikan despotizminin temsilcisi olmuştu; fakat yine de hiçbir şey ondan bütünüyle vazgeçmeye neden olamazdı. Rönesans aydını gözlerini, doğumun ilk dakikalarına, antik Yunan ve Roma’ya çevirmişti. Hasta ve ihtiyar Roma, kurtuluşu Yeniden Doğuş’ta bulmuştu; derken bu rüzgâr tüm Avrupa’yı sarmaladı. Rönesans aydını artık bir dedektif gibi çalışıyor, antik kültürün ve mitolojinin izini sürüyordu. Ve bir gün yol Anadolu’ya düştü…
Avusturya arşidükü Ferdinand, Kanunî ile görüşmesi için 1555 yılında Busbek adlı bir elçiyi Osmanlı’ya yollar. İran meselesi ile ilgilenen padişah o günlerde Amasya’dadır, bu nedenle elçi Anadolu yoluna koyulur. Busbek, Ankara’da mola verdiği bir gün Augustus Tapınağı’na gider ve orada ünlü Ankara Yazıtı’nı keşfeder. Yazıtı kabataslak kopyalar ve ilk okumalarını yapar. Tapınak duvarlarına kazınan bu yazıt, Roma İmparatorluğu’nun kuruluşunu anlatan en kusursuz anıttır ve bu nedenle de “Yazıtların Kraliçesi” unvanını alacaktır.
İlk Türk arkeoloji profesörü olan Remzi Oğuz Arık, Ankara Augustus Anıtı’nı incelediği kitabında, Rönesans hakkında çok yerinde bir benzetme yapıyor. İtalya, Roma devrindeki ihtişamına duyduğu açlık ile Rönesans’ı yarattı diyor: “Dağılmak üzere görünen Roma’nın geçmişteki büyüklüğüne duyulan özlem, o dönemde pek açıktı. Toplumun her işinde bu özlemi görebiliyoruz. İtalya’da büyük Avrupa Rönesans’ını yaratan güç, işte bu özlemdi. Bugünün Türkiye’sinde, bu geçmişteki büyüklüğe özlem, mimarlıkta yeni Türk biçemini (üslubunu) yaratmış, yazında halk şiirini ön plana geçirmiş, Osmanlı döneminin Türk Ocakları’nda Türkçülüğü devlet siyasetinin belkemiği yapmıştır”.

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here