Unutma Uygarlığı (Postmodern Hafıza)

0
118

James Joyce’un meşhur Ulysses anlatısı neden bir acayiptir? Picasso’nun yapıtları niçin öyle manyakçadır? Onları biz mi anlamıyoruz yoksa anlamayı mı reddediyoruz? Şayet bir reddediş varsa bilincimiz mi yoksa bilinçdışımız mı reddediyor? Ruhbilimci Carl Gustav Jung’a göre Ulysses ve Picasso’nun yapıtları, gerçekliğin tasvirini parçalayarak karmaşık bir tabloya dönüştürmektedir. A. Robbe-Grillet yeni roman hakkında şunları söylüyor: “Geçmişten gelen biçimlerin düzenli tekrarı yalnızca saçma ve boş bir uğraşma değildir, zararlıdır da. Eğer bugün dünyadaki gerçek durumumuza gözlerimizi kaparsak, bu, sonunda dünyayı da, yarının insanını da kurmamızı önler.”1

Bizler bugün, önceki zamanlara kıyasla, çok daha mekanik, çok daha karmaşık ve çok daha parçalanmış bir yaşam sürmekteyiz. Elbette ki altınçağ hiçbir zaman yaşanmamıştır. Ne asr-ı saadet, ne güneş imparatorluğu ne de bir başka mükemmel çağ kesinlikle var olmamıştır. Son peygamberin ve onun taraftarlarının eziyet gördüğü bir döneme saadet asrı demek her şeyden önce peygamberin çilesini görmezden gelmek demektir. İnsanlığın her çağı bitmez tükenmez sorunlarla doludur. Bununla birlikte bugünümüz (postmodern zamanlar) küresel sistemin kendine özgü düzeni içerisinde bir başka kaypaktır. İki binli yılların bu ilk çeyreğinde postmodern zamanların bile aşıldığı söylemini doğru bulmuyorum. Postmodern çağ asıl şimdi başlamaktadır. Kimileri bu çağa yeni kapitalizm demektedir. Adı ne olursa olsun, kaosun düzen gibi algılatıldığı bir yanılsamalar çağında yaşıyoruz artık. Jean Baudrillard’ın söylemiyle, yalanlar ve gözbağcılık üzerine inşa edilmiş bir çağdayız. Simülasyon çağındayız. Yalnızca bilgisayar oyunlarında değil, televizyon programlarından, sinema filmlerinden, haber bültenlerinden, gazete metinlerinden tutunuz da devlet kurumlarının ve uluslararası kuruluşların dayatmalarına varıncaya dek her bir şey artık aldatmadır. Aldatmadır çünkü millî kimliklerin yerini kitle kültürü doldurmaktadır. Ve bu kültür aslında kültürsüzlüktür.

Holivut filmlerinin birbirinin tekrarı olan bayağılıkları sanat değildir. Recep İvedik bir karakter değildir. Kültürün yerini kültürsüzlüğün almış olmasına paralel bir şekilde, sanatsal çalışmalarda karakterin yerini de karaktersizlik almıştır. Sanatsal çalışma dememiz tabiî ki sözün gelişidir. Günümüzün toplumlarında hakiki sanat marjinalleşmiştir. Eski zamanlardaki sanat belirli kesimlerin uhdesindeydi ama eğitimsiz bir vatandaş sınıf atladığında o muayyen kesimin kültürüne dâhil oluyordu. Şimdiyse toplumun bütün vatandaşları seviyesizlik kültürüne yaslanmaktadır. Çok basit bir örnek: İstanbullular o malum İstanbul kültürüne değil, gecekondu-arabesk-konformizm üçlüsüne dayalı çarpık bir yaşam tarzına sürüklenmektedir. Yoz veya anlamsız bir uygarlık bütün dünya toplumlarını çoktan sarıp sarmalamıştır. Değerler değersizleştirilmiştir ve değersizlik erdemleştirilmiştir. Richard Sennett günümüz insanına tüketici-seyirci-yurttaş demektedir. Görselliğin baskınlaştığı çağımızda değerler aşınmasından yakınmamız sadece ve sadece söylemde kalmakta, samimiyet ötelenmektedir. “Hadi gel köyümüze geri dönelim” temalı şarkı boş bir söylemdir çünkü bu şarkıyı besteleyen ve okuyan şarkıcı ne köyüne geri dönmüştür ne de büyükşehirdeki konforundan ödün vermiştir. “Marka,” diyor Sennett, “tüketiciye, ürünün kendisinden daha değerli görünmelidir.”2 Söz konusu şarkı işte budur. Köyümüze geri dönme mesajı (ürün olarak o şarkı) değerli değildir; buradaki değer, bir marka olması itibarıyla şarkıcının adıdır (şarkıcının kişilik olarak kendisi bile değildir).

Yazının devamı Ayarsız dergisinde

Ayarsız dergisini kitapçılardan edinebilir veya Abonelik formunu doldurarak adresinize getirtebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here